Kullarını çok seven Rabbimiz; gönderdiği peygamberlerle, suhuf ve kitaplarla, onları önlerinde bulunan esas ve sonsuz hayata karşı gâfil kalmaktan ikaz buyurmuş. Yine zerreden küreye, mikrodan makroya kadar ilâhî kudret ve azametini sergileyen kâinatla biz kullarını irşada devam ediyor. Hâl böyle iken, bütün bunların karşısında insanın gaflete dalarak kalbini ve aklını dumura uğratması, ne hazin bir durumdur!
Her mümin, Cenab-ı Hakk'ın sevip razı olacağı bir hâle ulaşmaya gayret etmeli ve bunun dua ve ilticâsı üzere bulunmalıdır. Böyle bir niyet, gayret ve iştiyaktan uzak, gâfilâne geçirilen bütün vakitler, ömür takviminin çöpe atılmış altın yapraklarıdır. Bu sebeple Allah'ı unutarak geçirilen bütün zamanlar, ahiretin can yakıcı nedâmet ateşleridir.
Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Ahiretin sonsuz nimetleri yanında dünya hayatı azıcık, değersiz ve geçici bir geçimlikten ibarettir." (Ra?d, 13/26)
"O (kâfirler), dünya hayatını sevip ahiret hayatına tercih ederler." (İbrahim, 14/3)
"İyi bilin ki şu dünya hayatı boş bir oyalanma ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bunu bilmiş olsalardı!" (Ankebût, 29/64)
Bu minvalde daha pek çok ayet-i kerime var. Hepsinde de Rabbimiz insanoğluna, bu dünyanın fâni ve geçici bir imtihan mahalli, ahiretin ise ebedî bir ikametgâh olduğunu hatırlatıyor.
Kullarını çok seven Rabbimiz; gönderdiği peygamberlerle, suhuf ve kitaplarla, onları önlerinde bulunan esas ve sonsuz hayata karşı gâfil kalmaktan ikaz buyurmuş. Yine zerreden küreye, mikrodan makroya kadar ilâhî kudret ve azametini sergileyen kâinatla biz kullarını irşada devam ediyor. Hâl böyle iken, bütün bunların karşısında insanın gaflete dalarak kalbini ve aklını dumura uğratması, ne hazin bir durumdur!
Rasûlullah (sav)Efendimiz de ashâbına sık sık;
"Esas hayat, ahiret hayatıdır." (Buhârî, "Rik?k", 1) buyurmak suretiyle, bir mâniada bu hakikati gönüllere nakşetmeye çalışmış, onları dünyaya dalıp ebedî âleme hazırlık yapmaktan gâfil kalmamaları yolunda irşat etmiştir.
Fakat bizler, teknolojik gelişmelerin ilerlediği bir devirde, çok farklı bir zamana şahitlik ediyoruz. Şöyle ki;
Eskiden insanlara, imtihan hikmetine binaen bu cihanın fâni lezzetlerle kuşatıldığı, lâkin buna takılmayıp takva üzere bir hayat yaşamak suretiyle ebedî âleme hazırlanmak gerektiği anlatılıyordu. Fakat şimdi insanımızı, evvelâ düştükleri sanal dünya girdabından çıkarıp önce gerçek dünyaya getirmeye, sonra bu dünyanın da geçici olduğunu idrak ettirip esas ve ebedî hayat olan ahirete hazırlanmanın lüzumunu anlatmaya çalışmamız gerekiyor.
Zira gençlerimiz, ellerindeki bilgisayar, tablet ve telefonla giriş yaptıkları sanal âlemde, kendilerini çok farklı bir dünyada buluyorlar. Hem de öyle bir dünya ki, akıl-mantık, ahlâkî kaideler, vicdan ve insaflar altüst olmuş durumda. Ahlâkî değerler yerlerde. O mezbelede, tabiî olarak kıymet hükümleri bozuluyor.
Meselâ Efendimiz (sav); "Kim küçüğümüze merhamet etmez ve büyüğümüze hürmet göstermezse, bizden değildir." (Heysemî, VIII, 15) buyurmuşken, anne-babasına yaptığı hürmetsizliği nahoş bir şekilde paylaşan genç, bu yaptığıyla iftihar edebiliyor!
Yine hadis-i şerifte; "Hayâ ve iman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider!" (Süyûtî, el-Câmiu's-Sağîr, I, 53) buyrulduğu hâlde, edep dairesinin dışına taşan hareketlerini pervasızca sanal âlemde yayımlayabiliyor
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız