Hacc-ı Mebrur , Osman Nuri Topbaş
Sayı : 521   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri TopbaÅŸ

Hacc-ı Mebrur

  • 30 Nisan 2026
  • 5 Görüntülenme
  • 521. Sayı / 2026 Mayis



Nebîler silsilesinin muazzez hâtıraları ile dolu olan, imanlı yüreklerin ruhaniyetleriyle beslenen ve âşıkâne gözyaşlarıyla sulanmış olan bu mübarek topraklarda ârif bir gönülle hac ve umre yapanlar, orada birçok peygamberin aziz hâtıralarından feyz alırlar. O kudsî mahallerde îfâ edilen Hac ve umre ibadetleri, kulluk hayatının müstesna bir terakkî vesilesidir.

Hac ibadetinde kurban kesmekten asıl maksat da Hazret-i İbrâhim ve Hazret-i İsmail'in teslimiyetlerinin hatırlanıp onlardaki ilâhî hikmetten nasip alınması ve Allah'a ihlâs ve takva ile kulluk edilmesi hususunda gönüllerin âgâh olmasıdır. Yâni orada maddî varlığından sıyrılan, kendinde bir varlık vehmetmeyen, kısacası iradesini Hakk'a teslim eden ve ilâhî aşk ateşi ile tutuşmaya meyyal bir derviş edâsı içinde bulunmak gerekir.

Hz. Âdem (as)ve Havvâ ile başlayan insanlık ailesi, dinî huzur ve sadet ikliminde yaşamak üzere; bugün Mekke'deki Kâbe'nin yerini ilk ibadethane edinmişlerdir. Âdemoğulları değişen hayati ve ictimâî sebeplerle muhtelif beldelere yayılmış, aradan asırlar geçmiş, nesiller değişmiş, hak dinden sapmalar olmuş ve bir müddet sonra bu mukaddes mâbed kaybolmuştur. Hazret-i İbrâhim (as) Cenab-ı Hakk'ın emriyle onu tekrar bina etmiş ve duası ile o beldenin bereketlenmesine vesile olmuştur. Ayet-i kerimede buyrulur:

"Hatırla ki İbrâhim şöyle demişti: Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut! Çünkü onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular. Rabbim, şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık Sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin. Ey Rabbimiz, ey sâhibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını Sen'in Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler." (İbrâhim, 14/35-37)

Nihâyet, dünya gününün ikindisine benzeyen asr-ı saadet gelmiş ve Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed (sav) ile dinî hayat ilk başladığı yerde, son bir kemâl zirvesi göstermiştir. Peygamber Efendimiz, Mekke ve Medine merkezli bir asr-ı saadet yaşamış ve yaşatmış, böylece o beldeler, kıyamete kadar İslâm'ın ve Müslümanların nabzının attığı mübarek bir mekân hâline gelmiştir.

Nebîler silsilesinin muazzez hâtıraları ile dolu olan, imanlı yüreklerin ruhaniyetleriyle beslenen ve âşıkâne gözyaşlarıyla sulanmış olan bu mübarek topraklarda ârif bir gönülle hac ve umre yapanlar, orada birçok peygamberin aziz hâtıralarından feyz alırlar. O kudsî mahallerde îfâ edilen Hac ve umre ibadetleri, kulluk hayatının müstesna bir terakkî vesilesidir. Hacda azamet-i ilâhî karşısında kul hiçliğini hatırlar ve giyilen ihramlarla bir nevî kefen iklimine girmenin tahassüs ve tefekkürü içinde yaşar. Bu bakımdan hacda belki de en mühim istifade, "ölmeden evvel ölmek" sırrını defalarca yaşayarak kalben diri kalabilmek ve "Rabbine dön..." (Fecr, 89/28) şeklindeki ilâhî dâvetin vecdi içinde bulunmaktır.

Ayrıca ihrama bürünenler, belli bir vakit bazı helâllerin bile yasaklanması sebebiyle, şüpheli ve haramlardan ne kadar uzak durmak gerektiğinin bir başka telkinini hissederler. Yine ihram hâlinde iken, ot koparma, av avlama, avcıya avı gösterme gibi fiillerin yasaklanması ile de merhamet, nezâket ve zarâfet dolu bir iman hassasiyetine ulaşırlar.

Bütün ibadetler gibi hac ve umre ibadetlerinin de, ind-i ilâhîde makbul olabilecek bir kıvamda edâ edilmesi, bir iman ve irfan ufkudur. Zira hac ve umreyi -mâruf tâbiriyle- "mebrûr" olarak îfâ edebilmek, günahlardan temizlenmeye ve Hakk'ın rızasına vesiledir. Yâni bu ibadetlerden arzu edilen netice, onları ancak Hak Teâlâ'nın razı olduğu kıvamda yerine getirebilmekle hâsıl olur.

Bu meyanda Şiblî Hazretleri'nin haccetmiş birine, haccın kalbî cihetine işaret ederek söylediği şu sözler, çok ibretli bir ikaz ve irşâd mahiyetindedir:

"Hacca niyet ettiğinde, bugüne kadar işlediğin mâsiyetlere tövbe edip sırât-ı müstakîme yönelmediysen, hakikatte niyet etmiş olmazsın. İhram için elbiseni çıkarırken her mâsiyetten de soyunmadıysan hakikatte elbiseni çıkarmış olmazsın. Hac için guslederken bu temizlik, sendeki manevi kirleri ve kalbî illetleri de temizlemediyse hakikatte temizlenmiş olmazsın. Harem-i Şerîf'e girerken her haramı ve Hak'tan uzaklaştıran her söz ve davranışı terk etmeğe söz vermediysen gerçekte Harem'e girmiş olmazsın. Kurban keserken aşırı nefsânî isteklerini ve iradeni Hakk'ın rızasında yok etmediysen gerçekte kurban kesmiş olmazsın. Şeytana taş atarken içindeki cehaleti ve vesveseleri de taşlayamamışsan, sende ilim ve irfan hâsıl olmamışsa hakikatte taş atmış sayılmazsın. Kâbe'yi ziyaret vesilesiyle sende ilâhî ikramlar arttı mı, gönlün huzur ve sürûr ile doldu mu? Zira hadis-i şerifte: "Hacılar ve umre yapanlar Allah'ın ziyaretçileridir

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

521. Sayı Mayis 2026