Kaş Yapayım Derken Göz Çıkaran "sosyal Medya Hocaları" , Taşkın Koçak
Sayı : 518   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Misafir Kalem

Taşkın Koçak

Kaş Yapayım Derken Göz Çıkaran "sosyal Medya Hocaları"

  • 31 Ocak 2026
  • 6 Görüntülenme
  • 518. Sayı / 2026 Åžubat



Günümüzde sosyal medyada din adına konuşanlara baktığımızda karşımıza çok geniş ve dağınık bir yelpaze çıkıyor: Popüler vaizler, ilahiyatçılar, imamlar, tarikat ve cemaat mensupları, fıkıhçı olduğunu iddia eden, hatta hiçbir ilmî altyapısı olmadığı hâlde "din anlatıcısı" rolüne bürünen fenomenler. Herkes konuşuyor. Ama kim, kime, neyi ve nasıl anlatıyor; işte asıl sorun burada başlıyor.

Son dönemde bazı Diyanet mensubu hocaların sosyal medyada insanları tahrik eden, polemiği körükleyen, yapıcı değil yıkıcı bir üsluba kaydığına şahit oluyoruz. Diyanet toplum gözünde bir "denge" yeridir; oradan konuşan dilin daha kapsayıcı, daha sükûnetli, daha öğretici olması beklenir. Sözün bağrından konuşmak varken, sözün kıyısından konuşmak; imalı cümlelerle, üstten bakışla, "siz anlamazsınız" tonuyla konuşmak fayda getirmiyor.

Son yıllarda üzerinde en çok düşünmemiz gereken konulardan biri hiç şüphesiz "sosyal medya hocaları" meselesidir. Bu konuda gerçekten çok dertliyim. Eminim ki yalnız değilim; toplum olarak, özellikle de gençleri olumsuz etkileyen bu durumdan hepimiz payımıza düşeni alıyoruz.

Niyetlerin iyi olduğu yerler elbette var. "Gençliğin ve toplumun inancına katkı sunayım, İslam'a hizmet edeyim" diyerek yola çıkan, samimiyetle emek veren insanlar da mevcut. Ancak ne yazık ki ortaya çıkan genel tablo, iyi niyetle açıklanamayacak kadar sorunlu. Çünkü bu alanda niyet kadar yöntem, samimiyet kadar ehliyet, heyecan kadar sorumluluk da belirleyici olmak zorunda.

Günümüzde sosyal medyada din adına konuşanlara baktığımızda karşımıza çok geniş ve dağınık bir yelpaze çıkıyor: Popüler vaizler, ilahiyatçılar, imamlar, tarikat ve cemaat mensupları, fıkıhçı olduğunu iddia eden, hatta hiçbir ilmî altyapısı olmadığı hâlde "din anlatıcısı" rolüne bürünen fenomenler. Herkes konuşuyor. Ama kim, kime, neyi ve nasıl anlatıyor; işte asıl sorun burada başlıyor.

Önce şu gerçeği cesaretle kabul edelim: Türkiye toplumunun genel dinî bilgi seviyesi, sanıldığı kadar yüksek değil. Bunu söylerken kimseyi küçümsemiyorum; bu bir aşağılama değil, sosyolojik bir tespit. Toplumun geniş bir kısmı İslam'ı temel bilgiler düzeyinde tanıyor; bilgi çoğu zaman parçalı, yer yer gelenekle karışmış, yer yer de kulaktan dolma.

Bunu daha anlaşılır kılmak için bir eğitim sistemi benzetmesi yapalım: İslam'ın da adeta "eğitim basamakları" var. Anaokulu gibi temel kavramların öğrenildiği bir seviye. İlkokul gibi ibadetin ve ahlakın omurgasının kurulduğu bir seviye. Ortaokul-lise gibi usulün, ölçünün, derinliğin yavaş yavaş tanışıldığı bir seviye. Üniversite ve akademi gibi metodolojinin, ihtilafların, tarihsel arka planın konuşulduğu daha üst katmanlar.

Toplumun geneline baktığımızda, büyük çoğunluğun din bilgisini bu basamakların ilkokul-ortaokul bandında değerlendirmek daha gerçekçi olur. İşte böyle bir zeminde kalkıp akademik tartışmaları, metodolojik ihtilafları, kelâmî problemleri, tarihsel bağlamdan koparılmış fıkhî detayları ya da zamana ve mekâna uygun olmayan metafizik ve menkıbe örneklerini sosyal medyada doğrudan insanların önüne koyarsanız, bunun adı "ilim tebliği" olmuyor. Daha çok, insanları hazır olmadıkları bir yükle karşı karşıya bırakmak oluyor.

Neticede de şaşırdığımız tablo ortaya çıkıyor: Kafalar karışıyor, güven sarsılıyor, bazı gençler "demek din buymuş" diyerek yanlış bir kanaate kapılıyor; hatta kimi zaman mesele iman krizine, soğumaya ve uzaklaşmaya kadar uzanıyor. Bu yüzden burada asıl mesele "ne anlatıyoruz"dan önce; kime, ne zaman, hangi dille ve hangi ölçüyle anlattığımızdır.

Bunu anlatmamın sebebi şu: Sorun sadece "ne anlatılıyor" değil; aynı zamanda "kime anlatılıyor" ve "nasıl anlatılıyor" meselesidir. Çünkü sosyal medya, ders halkası değil; hızın, gösterinin, polemiğin, kısa videoların ve bağlamdan koparılmış kesitlerin dünyasıdır. Bu dünyada iyi niyetli bir insan bile, farkında olmadan yanlış bir dilin parçası hâline gelebilir

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

518. Sayı Şubat 2026