Ne kadar ilginçtir ki Suriye'deki Baas rejiminin, direnişin 2024'ün sonuna doğru gerçekleştirdiği operasyon karşısında hızlı bir şekilde düşmesi karşısında hayal ürünü teoriler üretenlerin, SDG'nin hızlı bir şekilde alan kaybetmesi üzerine de hayal dünyalarını harekete geçirdiklerini ve bu işin arka planında, Türkiye'nin Gazze konusunda İsrail'i çok fazla sıkıştırmaması karşılığında ABD ve İsrail'in de SDG'yi yalnız bıraktığını, ona olan taahhütlerini yerine getirmediklerini ileri sürdüklerine şahit olduk. Bu tür kurgular ve teoriler realiteden tamamen uzaktır ve ABD ile siyonist işgal rejimini gözlerimizde biraz fazla büyütmemizden kaynaklanmaktadır.
Bir ülkede veya toplumda hakim sistemin değişmesinden sonra yeni sistemin ve yapının oturtulmasında ve istikrara kavuşturulmasında çeşitli zorluklarla karşılaşılacaktır. Bu ülkeye veya topluma dışarıdan herhangi bir müdahale, yönlendirme yapılmasa bile ülkenin ve toplumun kendi içinde dahi muhtelif zorluklar ve engellerle karşı karşıya gelinecektir.
Suriye'de 13 yıl süren bir savaşın ardından ülkedeki hakim sistem yıkıldı ve yeni bir sistemin oturtulması için çalışmalar başlatıldı. 13 yıl boyunca süren çatışmalar ve bu süreçte hakim sistemin hiçbir sınır tanımadan katliam ve yıkım gerçekleştirmesi zaten peşinen çok sayıda sıkıntı, zorluk ve zorunlu pek çok ihtiyaç maddesinin yoksunluğu ile işe başlanması anlamına geliyordu.
Bu arada ülkede eski diktatörü devirerek yeni bir sistemi ve yönetimi hakim kılmaya çalışan kadronun İslami duyarlılığı özellikle, bağımsız bir İslamî yapılanmayı kendi geleceği açısından ciddi bir tehdit olarak gören siyonist işgal rejimini endişelendiriyordu. O yüzden siyonist işgal rejimi yeni yönetimin "yumuşak karnı" olarak gördüğü sıkıntılı unsurlarla bağlantılar kurmak suretiyle bunları birer fitne unsuru olarak değerlendirmenin politikalarını geliştirme çabaları içine girdi. Bir yandan da eski rejimden kalan silahların yeni yönetimin elinde kendisine karşı kullanılabilecek tehdit aracına dönüşmemesi için yeni yönetimin daha kazıkları çakmasına fırsat vermeden, eski rejimin verdiği lokasyon haritalarını kullanarak imha etmeye çalıştı.
Bu arada Suriye'nin tümüyle kontrollerinden çıkmasına ve bağımsız kararlar vermesine fırsat vermek istemeyen küresel emperyalizmin başını çeken ABD de farklı bir politika ile bölgede etkili olma çabası içine girmişti. ABD'nin amacı yeni yönetimi doğrudan karşısına alarak etkisizleştirme politikası izlemek yerine uluslararası politikada ve ekonomik alanda kendine daha çok ihtiyaç duymasını sağlayacak alanlar oluşturmaktı. O yüzden onunla köprüleri inşa etme ve ilişkileri geliştirme tarafını tercih etti.
İşin gerçeğinde söz konusu iki gücün yani küresel emperyalizmin İslam dünyasına yönelik savaşının bir uzak karakolu ve fitne politikalarının bir merkezi niteliğindeki siyonist işgal rejimiyle onun baş destekçisi ABD'nin amaçları birbirinden çok farklı değildi. Her ikisinin de uzun vadedeki amacı Suriye'deki yeni yapıyı ve siyasi mekanizmayı kontrol altına almaktı. Ama bu amaca yönelik stratejide biri kara adam diğeri beyaz adam rolü oynamayı tercih etti.
Bu durum karşısında, Suriye'deki yönetimi hesaba çekmek ve; "Bu yönetim ABD'nin amaç ve niyetini anlayamıyor mu? Onun, Suriye'yi sürekli rencide eden, tehdit eden ve saldıran siyonist işgal rejiminin en büyük destekçisi ve yardımcısı olduğunu bilmiyor mu? Neden ABD'nin elini tutuyor ve onun diplomatik ilişkileri geliştirme amaçlı girişimlerine olumlu karşılık veriyor?" diye sorgulamak isabetli değildir. Çünkü Suriye çok zorlu ve uzun soluklu bir savaştan, yıpranmış bir şekilde çıkmış durumdadır. Yeni yapıyı oturtmak ve ülkeyi istikrara kavuşturmak için önüne çıkan tüm fırsatları değerlendirmek durumundadır
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















