Kalpteki duygular, çeşitli imtihanlarda kendini ortaya koyar. Meselâ; sabır, musibetin vurduğu ilk anda kendini gösterir. İlk anda sabır gösterememiş kişinin, hâdise soğuduktan sonra sabrettiğini düşünmesi veya ifade etmesi boştur. Tavizsiz bir iman; zulümler, maddî-manevi işkenceler ve menfaat çatışmaları karşısında belli olur. İffet, haram ile gözlerden uzak bir şekilde karşı karşıya kalınınca keyfiyetini gösterecektir. Af ve müsamaha, hiddet ve kudret ânında gösterilebilirse ehemmiyet ifade eder.
Haset; ilâhî taksim neticesinde, başkalarına lütfedilen nimetlere kalben itirazdır. Kalplerde, nimet sahiplerine karşı duyulan kıskançlıklar, haset hastalığının başladığını, hatta ilerlediğini belirten ilk alâmetlerdendir ve aynı zamanda kadere isyan suçudur.
Ebu'l-Hüseyn en-Nûrî der ki: "Tasavvuf ne şekil, ne de bir ilimdir; o sadece güzel ahlâktan (ve irfandan) ibarettir. Eğer şekil olsaydı mücahedeyle, ilim olsaydı öğrenmekle tahsil edilirdi. Bu sebeple sırf şekil ve ilim, maksada ulaştıramaz. Tasavvuf, Hakk'ın ahlâkına bürünmektir."
Tasavvuf denilince; İslâm'ın ihsan, zühd ve takva ile zâhir ve bâtınıyla kâmilen yaşanması maksuttur.
Bu mefhumların hepsi, kalpten neş'et edip, zâhire akseden hasletlerdir. Takva, tâc ile hırkada değil, kalptedir. Güzel ahlâk da, süslü sözlerde ve yaldızlı tavırlarda değil, gönüldedir. Zâhirdeki güzellikler, ancak o güzelliklerle müzeyyen bir gönülden taşarak vücuda geldiklerinde Hak katında kıymet ifade ederler. İnsanlar zâhiri görür; "Güzel ahlâklı" der; fakat Allah Teâlâ, kalplerin içinden haberdardır. Hadis-i şerifte buyurulur:
"Allah, sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz! Fakat sizin (ihlâs ve takva bakımından) kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, "Birr", 34)
Kalpteki duygular, çeşitli imtihanlarda kendini ortaya koyar.
Meselâ; sabır, musibetin vurduğu ilk anda kendini gösterir. İlk anda sabır gösterememiş kişinin, hâdise soğuduktan sonra sabrettiğini düşünmesi veya ifade etmesi boştur.
Tavizsiz bir iman; zulümler, maddî-manevi işkenceler ve menfaat çatışmaları karşısında belli olur.
İffet, haram ile gözlerden uzak bir şekilde karşı karşıya kalınınca keyfiyetini gösterecektir.
Af ve müsamaha, hiddet ve kudret ânında gösterilebilirse ehemmiyet ifade eder.
Gerçek güzel ahlâk, böyle imtihanlardan geçebilmiş hasletlere sahip olmaktır. Hâdiselerin, şartların değişmesi karşısında muvazeneyi kaybetmemek, Allah Rasûlünün (sav) temsil ettiği itidali sergileyebilmek demektir.
Bu sebeple güzel ahlâk; ancak Cenab-ı Hak'tan korkmak, O'nu çok sevmek ve O'nu çokça zikretmekle elde edilebilir.
Hazret-i Mevlânâ, insanın sîret ve suretinin birbirini tutmayabileceğini ve gerçek güzel ahlâkın ancak imtihan ile ortaya çıkacağını şöyle bir hikâye ile anlatır:
"Bir padişahın iki yeni hizmetkârı olmuştu. Onların hâlet-i ruhiyelerini anlayabilmek için ilk önce birinci hizmetkâr ile sohbete başladı.
Padişahın sorularına, hizmetkâr, öyle cevaplar veriyordu ki başkaları bu cevapları ancak uzun uzun düşündükten sonra verebilirdi. Padişah bu hizmetkârı; anlayışlı, zeki ve tatlı dilli görünce memnun oldu. Diğer hizmetkârı da yanına çağırdı.
İkinci hizmetkâr, padişahın huzuruna geldi. Rahatsızlıktan dolayı ağzı kokuyordu ve dişleri de bakımsızlıktan kapkara idi. Padişah, bu hizmetkârın zâhirî durumundan pek hoşlanmamakla birlikte, onun hakkında bilmediği hâl ve vasıfları öğrenmek ve onun sırlarına vâkıf olmak için kendisiyle sohbete başladı:
-Bu ne hâl? Önce ağzının derdine bir şifa bulalım. Sen sevimli bir kişisin, biz de hünerli bir hekimiz. Seni hor görmek ve gözden düşürmek bize yakışmaz. Şöyle otur, bir-iki hikâye söyle de aklının derecesini anlayayım.
Padişah bu iki hizmetkârının zâhirî hâllerini görmüştü. Şimdi ise iç yüzlerini anlamak için plânladığı imtihanı tatbik etmeye başladı:
Zâhiri düzgün olan ilk hizmetkârı yıkanması için hamama gönderdi. Arkadaşı gittikten sonra, konuşturmak istediği ikinci hizmetkâra şu sözleri söyledi:
-Arkadaşın, senin hakkında kötü şeyler söyledi
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















