Mümin insan, dünyanın, dünya hayatının ve dünya hayatındaki varlıkların kendisine emanet edildiği bilincine sahip tek varlık olduğu için, insan dünyanın kurdu olmaz, yurdu olur, umudu ve ufku olur. Mümin, dünyanın ruha kavuşmasının, huzura, sükûna kavuşmasının, cennetten iz taşımasının teminatıdır. Dünyanın ve dünyadaki bütün varlıkların kendisine emanet edildiği bilinciyle nefes alıp veren mümin'in dünyası, dünyaya nur saçar, ışık saçar.
İnsanın yurdu, kendi'dir; kendi içindedir, içinde saklıdır, keşfedilmeyi bekleyen hazinedir. İnsan, dünyayı tanıdıkça, yaşadıkça, tattıkça, öz yurdunda garip, öz yurdunda parya olduğunu fark edecektir. İnsanın öz yurdu, insanın içidir, iç dünyası. İnsan, bu dünyaya, kendi dünyasını, kendini fark etmesi, kendi dünyasını keşfetmesi, Rabbini bilmesi için gönderildi.
İnsansız bir dünya düşünülemez. İnsansız bir hayat anlamsızdır, hiç düşünülemez! Dünya, anlamına insanla kavuşur. Anlamını insanda bulur dünya, insanla.
Dünyanın bir bilinci varsa, insan nedeniyledir. Dünyanın bilinci nedir, peki? Duyuluyor olmasıdır dünyanın.
Zamanın akışının duyuluyor olması; yaşarken insan, akarken hayat, zamanın ritimlerinin duyuluyor, duyumsanıyor, solunuyor olması.
İnsanın zamana müdahale edebiliyor olması. Zamanı ileriye veya geriye sarabiliyor, yaşayabiliyor olması.
Zamanın bilincine varan tek varlık insan çünkü. Zamana bilinç katan da yalnızca insan, yine, o yüzden.
Ve Ruh katan zamana asıl. Ruhu varsa zamanın zaman kanatlanır uçar, insanı da kanatlandırır uçurur, kanat çırpar ötelere...
Demek ki, dünyayı yaşanılır kılan, anlamlı kılan ruh'tur, bir ruhunun olması
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















