Sayı : 527   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Editörden

Ribat Dergisi Editör

Merhabalar Kıymetli Okurlarımız:

  • 31 Ekim 2026
  • 9 Görüntülenme
  • 527. Sayı / 2026 Kasım

İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, bitmek bilmeyen bir kendini inşa etme çabasıdır. Hızın, rekabetin ve sürekli görünür olmanın her şeyden üstün tutulduğu modern çağda bu çaba; insanın "başarılı sayılma", "alkışlanma" ve "beğenilme" ihtirasına dönüşmüştür. Başarı arzusu ve takdir edilme beklentisi, aslında insanın fıtratında (yaratılışında) var olan doğal duygulardır. Ancak ne zaman ki insan, kendisine bahşedilen yeteneklerin, aklın ve imkânların asıl sahibini unutma gafletine düşer ve hırsa kapılır; işte o zaman "başarı" ve "beğeni" masum birer hedef olmaktan çıkarak, uğruna ahlaki değerlerin feda edildiği "gizli putlara" dönüşür. Başarının mutlak surette Allah'tan geldiği hakikati unutulduğunda, insan kendi egosunu putlaştırmaya başlar.

İslam inancına göre insan, elinden gelen gayreti göstermekle mükelleftir. Rabbimiz, "İnsan için ancak çalıştığı vardır" (Necm, 53/39) buyurarak emeğin ve alın terinin mutlak gerekliliğini vurgular. Ancak İslam'ın başarı tasavvurunda, ortaya konan gayretin neticesini yaratan, ona bereket katan ve başarıyı lütfeden yegâne kudret Allah'tır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Şuayb'ın (as) dilinden dökülen şu ayet, bir Müslümanın başarı karşısındaki duruşunun temelini oluşturur: "Benim başarım ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnızca O'na dayandım ve ancak O'na yöneliyorum." (Hûd, 11/88) Bu "tevfik" (başarıyı var etme) şuurunu yitiren insan, elde ettiği her neticeyi kendi zekâsından ve gücünden bilmeye başlar. Bu körlük, Kur'an'ın bize ibret olarak aktardığı "Karunlaşma" sürecinin ilk adımıdır.

Karun, kendisine verilen muazzam zenginlik, bilgi ve güç karşısında şımararak, "Bu servet bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi." (Kasas, 28/78) diyerek haddini aşmıştı. Allah'ın lütfunu kendi zekâsına bağlayarak kibre kapılan Karun'un sonu, taptığı servetiyle birlikte yerin dibine geçmek oldu. Bugün de statü, makam, yüksek notlar, kariyer hedefleri veya maddi kazanç elde ettiğinde bunu "Ben yaptım, ben kazandım, benim hakkımdı" diyerek tamamen kendi üstünlüğüne gafil insan, aslında Karun'un izinden gitmektedir. Başarıyı salt kendi aklının ürünü saymak, insanın kendi nefsini ve yeteneklerini ilahlaştırması demektir.

Başarıyı putlaştırmanın en tehlikeli ve yaygın yansımalarından biri de "beğenilme ve onaylanma tutkusu"dur. Özellikle günümüzde sosyal medyanın inşa ettiği sanal dünyada, insanların en büyük gayesi diğerleri tarafından "like" (beğeni) almak, alkışlanmak ve takdir edilmek haline gelmiştir. İslam ahlakında, Allah'ın rızasını bir kenara bırakıp başkalarının beğenisini kazanmak amacıyla hareket etmeye "riya" (gösteriş); insanın kendi yaptıklarıyla övünüp kendini kusursuz görmesine ise "ucub" (kendini beğenmişlik) denir.

Peygamber Efendimiz (sav), bu manevi hastalığın, yani alkışlanma ve beğenilme arzusunun insanın imanına vereceği zarara şu şekilde dikkat çekmiştir: "Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir. Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü, küçük şirk nedir? diye sorduklarında, riyadır, buyurdu." (Ahmed b. Hanbel, Müsned) Şirk, Allah'a ortak koşmaktır. Riya ve beğenilme arzusunun "küçük şirk" olarak tanımlanması son derece sarsıcıdır.

İnsan bir şeyi hayatının mutlak gayesi haline getirdiğinde ve ahlaki sınırları onun uğruna çiğnemeyi göze aldığında, o şeyi ilah edinmiş olur. Rabbimizin, "Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?" (Furkan, 25/43) ayeti, tam da bu psikolojik ve manevi sapmaya işaret eder. Eğer bir kişi, daha fazla takdir edilmek, şöhret bulmak veya rakiplerini ezip geçmek hırsıyla kul hakkına giriyor, adaletten sapıyor, gösteriş yapıyor ve Allah'ın koyduğu merhamet ve dürüstlük sınırlarını çiğniyorsa; o kişinin kalbinde Allah'ın yerini "başarı putu" almış demektir.

Efendimiz (sav), "Üç şey helak edicidir: İtaat edilen cimrilik, peşinden gidilen heva (tutkular) ve kişinin kendini beğenmesi (ucub)." (Beyhakî) buyurarak, kendi başarılarına ve nefsine hayran olmanın insanı manevi bir yıkıma götüreceğini haber vermiştir.

Başarı ve insanların takdirini kazanma hissi ölçülü tutulduğunda teşvik edicidir. Ancak bu fıtri duygular, kalbin dizginlerini ele geçirip başarının yegâne sebebinin insanın kendisi olduğu zannını doğurduğunda, insan kendi inşa ettiği putlara tapmaya başlar. Modern çağın dayattığı "kendini parlatma" çılgınlığına karşı en sağlam kalkanımız; kalbimizi riyadan arındırmak ve başarının şüphesiz yalnızca Allah'tan olduğu hakikatine sımsıkı sarılmaktır. Zira hayat sahnesinde perdeler kapandığında ve tüm kalabalıklar dağıldığında, geriye ne sosyal medyanın sanal beğenileri ne de dünyevi başarıların geçici alkışları kalacaktır; geriye sadece Allah'ın rızası uğruna samimiyet ve tevazu ile atılmış adımlar kalacaktır.

Günümüzde başarının ve beğeni duygusunun putlaştırılmaya başlaması sebebiyle bu ayki sayımızda sizlerin huzuruna "Modern Zaman Putları: Başarı ve Beğeni" dosyasıyla çıkıyoruz.

Değerli yazarlarımıza bu ayki konumuzu çok farklı yönleriyle ele alan yazıları için teşekkürlerimizi arz ediyor; siz vefalı, fedakâr ve hassas okurlarımızı dergimizi baştan sona okumaya davet ediyoruz.

Selam ve dua ile.

527. Sayı Kasım 2026