Sayı : 455   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

İlim Ancak İhlas İle Değer Kazanır

  • 05 Kasım 2020
  • 87 Görüntülenme
  • 455. Sayı / 2020 Kasım



Cenab-ı Hak ilmi insana verdi. Bütün ilmin kaidelerini vazeden Cenab-ı Hak. Oradan Cenab-ı Hakkʼın azamet-i ilâhiyyesine, eserden müessire, sebepten müsebbibe, sanattan sanatkâra kalp mesafe alacak. Yok, okuduğun ilim buna götürmüyorsa, tersine, seni nefsani arzuların, menfaatlerin peşine götürüyorsa, o ilim felâket oluyor.

 

İslam’ı yaşamanın üç hususiyeti vardır. İmanın kemâle ermesinin üç hususiyeti var. Birincisi “ilim”.

Peygamber Efendimiz: “faydasız ilim” buyuruyor. (Bkz. Müslim, “Zikir”, 73)

İlmi de ayırmak lâzım. Yani okuduğun ilim seni Allah’a kulluğa götürmüyorsa, takvaya götürmüyorsa…

Cenab-ı Hak ilmi insana verdi. Bütün ilmin kaidelerini vazeden Cenab-ı Hak. Oradan Cenab-ı Hakkʼın azamet-i ilâhiyyesine, eserden müessire, sebepten müsebbibe, sanattan sanatkâra kalp mesafe alacak.

Yok, okuduğun ilim buna götürmüyorsa, tersine, seni nefsani arzuların, menfaatlerin peşine götürüyorsa, o ilim felâket oluyor.

İşte Kârunʼda da ilim vardı, helâk oldu gitti. İblisʼte de ilim vardı, helâk oldu gitti.

Yani ihlâs yoksa, ilim kişiyi felâkete götürür. Bugünkü tarihselcilerin durumu da bu. En bariz numune.

“İlim” ve “mal”, büyük bir imtihan vesilesi. İlim ancak ihlâsla değer kazanıyor.

“İki kimseye gıpta edilir: Birincisi Allah’ın kendine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse. Diğeri de Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” (Bkz. Buhârî, “İlim”, 15, “Zekât”, 5, “Ahkâm”, 3, “İ’tisâm”, 13, “Tevhîd”, 45; Müslim, “Müsâfirîn”, 268)

Hâliyle, kāliyle güzel bir misal olan kimse. Fakat bu yok, ilmi okuyor, menfaati için. Cenab-ı Hak ne bildiriyor Cuma Süresinde; “bunlar, kitap yüklü merkepler gibidir” (Cuma, 62/5)

Onun için iman; dil ile ikrar, zihinle tasdik değil, kalp ile tasdik. Yani fiile geçmesi zaruri. Onun için Cenab-ı Hak:

“…Kulları içinden ancak âlimler Allah’tan korkar. (Allah’tan ancak âlimler ittikā eder, takva sahibi olur.)” (Fâtır, 35/28) buyuruyor.

Onun için ilk ayet “Oku” olarak başlıyor. İnsan neyi okuyacağını idrak hâlinde olması. Cenab-ı Hak niye ona okuma hissini verdi? Niye diğer mahlukata vermedi de insana verdi?

Neyi okuyacak demek ki? “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96/1)

Demek ki her okuduğu şeyde Allah’ın azamet-i ilâhiyyesini tefekkür edecek. Gözün gördüğü her şey kalbine aksedecek. Kalp; “Aman yâ Rabbi!” diyecek. O kalp, her gördüğü şeyde ilâhî vitrinleri seyredecek. İlâhî azamet tecellileri karşısında duyarlı olacak.

Bunun bu hâle gelebilmesi için kalbin; birincisi, Kur’an ve Sünnet bir yerde unutulmayacak, hayatımızın her safhasında olacak.

İki; “…Secde hâlinde ve ayakta…” (Zümer, 39/9) Bir gece hayatı olacak.

“…Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?..” (Zümer, 39/9) buyruluyor. Bu feyz gelecek, ruhaniyet gelecek. Cenab-ı Hakʼtan gelecek.

 

“…Ahiret endişesi olacak…” (Zümer, 39/9) Cenab-ı Hak bir garanti vermiyor ki.

“Ancak Allah’a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur.” (Şuarâ, 26/89) buyuruyor. Kalb-i selîm istiyor.

“…Rabbinin rahmetini uman…” (Zümer, 39/9) buyuruyor. Rahmet, ilâhî rahmet dileyenler, dua hâlinde yaşayanlar. Hep peygamberlere baktığımız zaman dua hâlinde:

“Yâ Rabbi, nefsime zulmettim.” (Enbiyâ, 21/87) diyor.

Diğer peygamber:

“…Ben yenik düştüm, bana yardım et!” (Kamer, 54/10) diyor.

Diğer peygamber:

“Yâ Rabbi! Senʼden gelecek azıcık bir nimete dahi ben muhtacım.” (Kasas, 28/24) buyuruyor.

Diğer peygamber:

“Yâ Rabbi! beni ve zürriyetimi namaz kılanlardan eyle.” (İbrahim, 14/40)diyor.

Hep peygamberlerde Cenab-ı Hakkʼa sığınma var. Hep dua hâli var. Hepsi Cennetʼle teminat altında.

Yani yaptıklarını Cenab-ı Hakkʼa îfâ ettiği kulluğunu az görüyor Allah’ın nimetleri karşısında:

“(Yâ Rabbi) insanların diriltildiği gün beni mahcup etme!” (Şuarâ, 26/87) buyuruyor.

Demek ki Cenab-ı Hak:

(“…Rabbinin rahmetini uman…” (Zümer, 39/9)

Her şey, Cenab-ı Hak dilerse olur. Amellerimiz de dualarımız gibi kabule muhtaç.

Birincisi, “ilim”:

Kur’ân ve Sünnet muhtevasını idrak etme, o hâlde hayatını yönlendirme.

İkincisi, “amele intikal ettirme”:

Amelin sahih olması için de riyadan, enâniyetten uzak olması.

“(Nefse) kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki…” (Şems, 91/8)

Fücûrun da fârik vasfı enâniyet, benlik. Kulda “ben” olmayacak. “Ben” olduğu zaman kapılar kapanıyor. “Sen yâ Rabbi!” olacak. Takvanın fârik vasfı hiçlik. “Aman yâ Rabbi!”

“Nefsini bilen, Rabbini de bilir.”

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

455. Sayı Kasım 2020