, Fahri Altunkaynak
Sayı : 521   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Fıkıh Köşesi

Fahri Altunkaynak

  • 31 Mayıs 2026
  • 0 Görüntülenme
  • 522. Sayı / 2026 Haziran
Yazarın Diğer Yazıları
Fahri Altunkaynak
Tüm Yazı Arşivi



Anne ve baba, çocuklarına mal bağışladıklarında, aralarında ayırım yapmadan eşit davranmalıdır. Zira çocuklar arasında ayırım yapmak, onların hem ana babalarına hem de birbirlerine karşı buğzetmelerine, aralarına soğukluk hatta düşmanlık girmesine sebep olabilir.

1-Anne veya baba hayatta iken malını mirasçıları arasında bölüştürmüşse, vefat ettikten sonra vârisler bu taksime uymak zorunda mıdır?

Kişi hayattayken malı üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunma hakkına sahiptir; malını satabilir, bağışlayabilir, vakfedebilir ya da tasaddukta bulunabilir. Bu itibarla, bir kişi ölmeden önce bütün mallarını veya bir kısmını hibe etmiş ve hibe edilen kişi bunu kabul edip teslim almış ise bu mallar, bağışlanan kişinin olur; artık bu mallarda miras hükümleri uygulanmaz. Şayet ebeveyn taksim yapmış fakat malları ilgililere teslim etmeden kendi yaptığı taksime göre bölüşülmesini vasiyet etmişse, bu vasiyete uyma zorunluluğu yoktur. (Bkz.Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/63)

Mirasçılar malları öncelikle miras hükümlerine göre bölüşmelidirler. Ancak rızaları olması durumunda anne-babalarının vasiyetine göre de bölüşebilirler. Eğer vasiyete göre paylaşmayı kabul etmeyen varis varsa, o kişi/ler miras hükümlerine göre payını aldıktan sonra geri kalanlar vasiyet hükümlerine göre paylaşım yaparlar.

2- İnsanın hayatta iken, çocukları arasında ayrım yaparak birine veya bazılarına mal varlığının tamamını veya bir kısmını bağışlaması caiz midir?

Esasen kişinin sağlığında kendi malında istediği şekilde tasarruf etme hakkı vardır. Fıkhî açıdan kişi, malının bir kısmını veya tamamını yabancı birisine verebileceği gibi çocuklarından birisine veya bazılarına da verebilir/hibe edebilir. Bu tasarrufun hükmü konusunda İslâm âlimleri arasında farklı görüşler vardır. Konu hakkındaki farklı içtihatlar, ilgili hadisin farklı yorumlanmasına dayanır.

Malının bir kısmını oğlu Nu?mân b. Beşîr'e veren ve buna Peygamber Efendimizi (sav) şahit tutmak isteyen Beşîr b. Sa?d'a, Efendimiz (sav) diğer çocuklarına da mal verip vermediğini sormuş, vermediğini öğrenince ona şahit olmamış, hadisin farklı rivayetlerine göre "başkasını şahit tut" (Müslim, "Hibât", 17 [1623]), "onu geri al" (Buhârî, "Hibe", 12 [2586]; Müslim, "Hibât", 9 [1623]); "çocuklarınız arasında âdil davranın" (Buhârî, "Hibe", 13 [2587]; Müslim, "Hibât", 13 [1623]); "zulmüne beni şahit tutma" (Buhârî, "Şehâdât", 9 [2650]; Müslim, "Hibât", 16 [1623]) gibi ifadelerle Beşîr'in bu tutumunu onaylamadığını göstermiştir.

Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlerdeki güçlü görüşe göre, ebeveynin hayatta iken çocuklarına mal vermesi (hibe/bağış) durumunda ayrım yapması mekruhtur. (Bkz.Kâsânî, Bedâ'i, 6/127; İbn Nüceym, el-Bahr, 7/288; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 7/82; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne'l-metâlib, 2/483) Ahmed b. Hanbel'e, bazı Mâlikîlere ve Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf'tan gelen bir rivayete göre ise ayrım yapması haramdır. (Bkz.İbn Kudâme, el-Muğnî, 6/51-52; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 241)

Anne ve baba, çocuklarına mal bağışladıklarında, aralarında ayırım yapmadan eşit davranmalıdır. Zira çocuklar arasında ayırım yapmak, onların hem ana babalarına hem de birbirlerine karşı buğzetmelerine, aralarına soğukluk hatta düşmanlık girmesine sebep olabilir.

Bununla birlikte çocuklardan biri veya bir kısmının tedavi edilemeyen veya aşırı masraf gerektiren bir hastalığa yakalanması, engelli olması, büyük bir borç yükü altında bulunması, ailesinin kalabalık olup geçim sıkıntısı çekmesi, ilmî faaliyetlerde bulunup da ihtiyaç içinde olması, ebeveyninin bakımını üstlenmesi gibi sebeplerle kendilerine fazla mal verilebilir/hibe edilebilir. (Bkz.Şeyhîzâde, Mecme?u'l-enhur, 2/610)

3- Kişinin, bütün mallarını eşine vasiyet etmesi caiz midir?

Vasiyet, ölümden sonraya bağlı olmak üzere bağış (teberru) yoluyla bir malı bir şahsa temlik etmek, bırakmaktır. Tanımından da anlaşılacağı üzere, vasiyet ölüme bağlı bir tasarruftur. Bir kişi, mal ve haklarının üçte biri üzerinde ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir, geriye kalan üçte ikisi vârisler namına korunmuş hissedir. (Bkz.Buhârî, "Vesâyâ", 3) Bir kişi, malının üçte birden fazlasını vasiyet etmiş olursa, bu vasiyetin geçerli olması vârislerin kabulüne bağlıdır. Kabul ederlerse vasiyet yerine getirilir, etmezlerse terekenin üçte birine tekabül eden kısmı ifa edilir, üçte birden fazlası vârislerin hakkı olarak kalır. Aynı şekilde ölen kişinin, vârislerden herhangi birine yapacağı mal vasiyeti, diğer vârislerin izni olmadıkça geçerli değildir. Zira Hz. Peygamber (sav), "Allah Teâlâ, her hak sahibine hakkını vermiştir. Bu sebeple, vârise (vârislerden biri lehine) vasiyet yoktur." (Tirmizî, "Vesâyâ", 5; Ebû Dâvûd, "Vesâyâ", 6) buyurmuştur.

Buna göre kişinin eşine yaptığı vasiyet bağlamında iki durum söz konusudur:

a) Başka mirasçısı olan eşlerin birbirleri lehine yaptıkları vasiyet, diğer vârislerin iznine bağlıdır.

b) Başka mirasçısı olmayan eşlerin birbirleri lehine yaptıkları vasiyet geçerlidir. Bu durumda erkek, yarı hisseyi miras hakkıyla, kalanı vasiyetle; kadın ise dörtte birini mirasla, kalanı da vasiyetle elde eder. (Bkz.el-Fetâva'l-Hindiyye, 6/117; Bilmen, Kâmus, 5/127, Bilmen, İlmihâl, 444)

4- Borçlu olarak ölen kimsenin borcu nasıl ödenir?

Borçlar, Allah'a karşı ve kullara karşı olmak üzere iki kısma ayrılır. Bir kimse zekât, oruç, hac, adak, keffâret gibi ibadetlerden doğan ve Allah hakkına taalluk eden borçlarını hayattayken ödemekle mükelleftir. Bu mükellefiyeti yerine getiremeyen kişinin vefat etmeden söz konusu borçların ödenmesi için vasiyette bulunması gerekir. (Bkz.Merğînânî, el-Hidâye, 1/124; Kâsânî, Bedâ'i, 7/330-331) Mezkûr borçların ödenmesi için vasiyette bulunulması durumunda Hanefî mezhebine göre vârislerin bu vasiyeti terekenin üçte birinden yerine getirmeleri zorunludur. Vasiyet edilmemesi hâlinde ise zorunlu olmamakla birlikte vârislerin bu borçları mirastan ödemeleri tavsiye edilir. (Bkz.Serahsî, el-Mebsût, 8/153; Zeylaî, Tebyîn, 6/230)

Hz. Peygamber (sav) kullara ait borçların ödenmesinin önemi üzerinde de durmuştur. (Bkz.Nesâî, "Büyû?", 98 [4684-4685]) Allah Resulü (sav), kişinin borçlu olarak Allah'ın karşısına çıkmasını günah olarak nitelemiş (Bkz.Ebû Dâvûd, "Büyû?", 9 [3341]); ölen kişinin ruhunun, zimmetindeki borç ödeninceye kadar bağlı kalacağını bildirmiş (Bkz.Tirmizî, "Cenâiz", 76 [1078-1079]; İbn Mâce, "Sadakât", 12 [2413]); ölenin borçlarının mümkünse cenaze namazından önce; değilse daha sonra malından ödenmesini emretmiştir. (Bkz.Buhârî, "Kefâlet", 5 [2298]; Müslim, "Ferâiz", 14 [1619]; Bkz. Kâdî İyâz, İkmâlü'l-Mu?lim, 5/339-341) Zira dinimizde kul haklarına riayet edilmesi emredilmiş; hak ihlalinde bulunan kişinin, hak sahibi affetmedikçe hiç kimse tarafından affedilemeyeceği belirtilmiştir

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

522. Sayı Haziran 2026