Cihad Din İçin Can, Ümmet İçin Kan Olmaktır , Mustafa Çelik
Sayı : 521   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Cihad Din İçin Can, Ümmet İçin Kan Olmaktır

  • 31 Mayıs 2026
  • 0 Görüntülenme
  • 522. Sayı / 2026 Haziran



Bugün cihad sadece cephede değil; ahlâkta, fikirde, sabırda, sadakatte ve hakikate bağlılıkta da verilmektedir. Kalemiyle direnen de, duasıyla nöbet tutan da, zulme boyun eğmeyen de bu mücadelenin bir parçasıdır. Hak yolunda yürüyenler bilir ki; bazen bir söz kılıçtan keskin, bazen bir duruş ordudan kuvvetlidir.

İnsan, her an bir tercihin eşiğindedir. Bir söz söyleyecekken, bir suskunluk kurarken, bir bakışın yönünü belirlerken. İşte bu ince eşiklerde verilen her karar, insanın iç dünyasında süren görünmez bir mücadelenin sonucudur. Bu yüzden cihad, yalnızca dış dünyada değil, insanın kendi kalbinde, aklında ve iradesinde devam eden bir yürüyüştür.

Allah yolunda Allah için cihad, iman ettiğimiz kulluk kitabımız Kur'an'ın emridir. Cihad adet değil, ibadettir. Bir davaya sadece söz vermek yetmez; gerektiğinde ömür vermek gerekir. Çünkü hak yolunun bedeli bazen rahatından vazgeçmek, bazen suskunluğu terk etmek, bazen de ateşten gömlek giymektir. Cihad, kuru bir hamaset değil; imanını omuzlayıp yükün altına girmektir.

Canını nefsin arzularına teslim edenler, ümmetin yarasına merhem olamazlar. Zira ümmetin dirilişi, kendi rahatını değil hakikatin izzetini önceleyenlerin omuzlarında yükselir. Tarih boyunca hak ile bâtılın mücadelesinde ayakta kalanlar; menfaatini değil, mesuliyetini büyütenler olmuştur.

Din için "can" olmak, gerektiğinde fedakârlığın son sınırına yürümektir. Ümmet için "kan" olmak ise; onun acısını kendi acısı bilmek, derdiyle dertlenmek, yükünü omuzlamaktır. Çünkü kardeşinin yarasına yabancı kalan, aynı safta durmanın manasını da kaybeder.

Bugün cihad sadece cephede değil; ahlâkta, fikirde, sabırda, sadakatte ve hakikate bağlılıkta da verilmektedir. Kalemiyle direnen de, duasıyla nöbet tutan da, zulme boyun eğmeyen de bu mücadelenin bir parçasıdır. Hak yolunda yürüyenler bilir ki; bazen bir söz kılıçtan keskin, bazen bir duruş ordudan kuvvetlidir.

İslam'da "cihad" kavramı Kur'an ve sünnette yer alan aslî kavramlardan biridir. Kur'an'da Allah yolunda mücadele etmeyi emreden birçok ayet vardır. Bunlar; nefisle mücadele, ilimle mücadele, mal ile destek ve gerektiğinde silahlı mücadele gibi farklı boyutları kapsar. Bu yönüyle cihadın Kur'an'da bulunduğunu inkâr etmek, açık bir Kur'an hükmünü reddetme meselesi olarak değerlendirilmiştir.

Ancak burada önemli olan husus, "cihad" kavramını doğru anlamaktır. Ehl-i sünnet âlimleri cihadı sadece savaş anlamına indirgememiştir. Meşru şartlara, usule, otoriteye ve ahlâkî sınırlara bağlı bir ibadet ve mücadele anlayışı olarak ele almışlardır.

Bir kimsenin:

"Kur'an'da cihad diye bir hüküm yoktur" demesi ayrı,

"Bazı grupların yaptığı eylemleri doğru bulmuyorum" demesi ayrıdır.

Birincisi itikadî bir meseleye girer; ikincisi ise fıkhî veya siyasî değerlendirme olabilir.

Kur'an'da cihad emredilmiş ve cihad eden mücahidler övülmüştür:

"Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin." (Tövbe, 9/41)

Bu ayette geçen cihad hususunda iki görüş vardır:

Birincisi: Bu ayet, cihadın malı ve canı olan kimseye vacip olduğunu göstermektedir. Bunlara sahip olmayan kimseye cihad vacip olmaz.

İkincisi: Can ile cihad, kişinin bizzat güçlü ve yeterli olması halinde vaciptir. Kişi bizzat savaşamıyorsa, mal ile cihad vacip olur. Yani yerine savaşacak birini donatıp masrafını karşılaması gerekir. Âlimlerin çoğu bu görüşe gitmiştir. ( Bkz.El-Lübab Fi Ulûmi'l Kitab/ İbn-i Adil, C: 10, Sh: Sh: 99, Beyrut/ 1998)

"Müminlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (müminlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Nisâ, 4/95)

Ayetin manası şudur: Allah-û Teâlâ gerek cihada çıkan mücahitlere gerekse geri kalan kimselere hüsnâyı (en güzel mükâfatı/cenneti) vaad etmiştir.

Fakihler şöyle dediler: Bu ayet, cihadın farz-ı kifâye olduğuna delalet eder; her bir ferdin üzerine aynî farz olduğuna değil. Çünkü Allah Teâlâ, mücahitlere verdiği güzel vaadi geri kalanlara da vermiştir. Eğer cihad herkesin üzerine farz-ı ayn olsaydı, geride kalan kimselere böyle bir vaadde bulunulmazdı.

Bir başka görüşe göre burada "geri kalanlar" ifadesiyle mazeret sahipleri kastedilmiştir. Allah, mücahitleri onlardan bir derece üstün kılmıştır. Çünkü mücahit, niyetle beraber fiilen cihad etmiştir. Mazeret sahipleri ise niyet sahibi olsalar bile fiilen cihad etmemişlerdir. Bu durumda üstünlük bir derece ile sınırlı olur ve ayetin delaleti de buna göre anlaşılır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

522. Sayı Haziran 2026