Sayı : 497   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Editörden

Ribat Dergisi Editör

Merhabalar Değerli Okurlarımız:

  • 31 Mart 2024
  • 173 Görüntülenme
  • 496. Sayı / 2024 Nisan

Seküler dünya düzeni hayatı anlam ve amacından koparıp, değersizleştirme üzerine kurulmuştur. Bu süreç, insanı Rabbiyle yapmış olduğu fıtrat sözleşmesine ihanet ettirerek insanlığını unutturup esfeli safiline indirene kadar devam edecektir. Planlı bir şekilde yürütülen değersizleştirme programı, dünyayı ıslah etmekle görevli insanı daha günahkâr ve daha hazcı bir varlık haline getiriyor. Artık insan hiçbir şeye değer biçmiyor, fiyat belirleyip etiketine yazıyor. Çevresindeki her şeyi alınıp satılabilen bir meta gibi görüyor. Değer biçme ve fiyat belirleme eşya ile sınırlı kalmayıp insana kadar uzandı. İnsana ve eşyaya karşı böylesine yanlış bir bakış açısı kadim toplumlarda yaşanmamış bir süreçtir. İnsan, kendi eliyle kendisini hiçbir dönemde bu kadar değersizleştirmemişti. Yaşanmakta olan bu süreç ne yazık ki sadece batı toplumlarıyla sınırlı değil. Adeta bir virüs gibi bütün toplumlara bulaşıyor. Varlığını hissettirmeden insanın özünü-tasavvurunu bozuyor. Çekirdekteki bozulma düşünceyi ve amelide fesat ediyor. Düşünce ve eylemi bozulan insan, dünyaya gönderiliş amacının tam zıddı olan bir istikamete yöneliyor. Daha doğrusu istikametsiz ve yönsüz kalıyor.

Malumunuz olduğu üzere insan, ruh ve bedenden müteşekkil bir varlıktır. Onun ruhî yönü de vardır, bedenî yönü de. Ruhî ihtiyaçları da vardır, bedenî ihtiyaçları da. İnsanın huzuru ve mutluluğu, bu iki yönünün ihtiyaçlarının tam ve doğru bir şekilde karşılamasına bağlıdır. Bu iki yöne ait ihtiyaçlar dengeli bir biçimde giderilmediği takdirde arızalar, sıkıntılar ortaya çıkar.

Günümüzde insanın bu iki yönünün ihtiyaçları maalesef dengeli bir biçimde karşılanmıyor. Sadece maddi yöne yönelik plan, programlar yapılıyor ve bunlar, o kadar abartı hale getiriliyor ki, insanın ruhi yönü neredeyse yok sayılacak duruma getiriliyor.

İnsanın manevi yönünün gelişimi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması Allah'ı tanıması ile başlıyor.

Bilmek ve tanımak arasında dünyalar kadar fark vardır. Tanımak o kadar önemlidir ki, eğer anne kendi çocuğunu tanıyamazsa, hem ona haksızlık eder hem de çocuğunun eğitiminde başarılı olamaz. Çünkü tanımak eğitimin yarısını teşkil eder. Şimdi şöyle bir düşünelim, kendi sulbümüzden gelen çocuğumuzu, çalıştırdığımız işçimizi, kapı komşumuzu, namaz kıldırdığımız cemaatimizi, sınıfta ders verdiğimiz öğrencimizi eğer tanımazsak, onlara haksızlık yapmış oluyoruz. Haksızlık bir zulümdür, bunu işleyen ise zalimdir. Eğer biz Müslümanlar, eşyayı tanımadığımızda zalim oluyorsak, yüce yaratıcıyı tanımazsak durumumuz ne olur? Bunu bilmek o kadar da zor değil. Allah'ı tanımayarak yaşayanları bekleyen acı neticeler şunlardır: Allah'ı tanımayan O'nu takdir edemez. Takdir etmemenin sonu ise nankörlüktür. O'nu tanımayan, O'na haksızlık yapmış olur. Haksızlığın sonu zulüm ve zalimliktir. O'nu tanımayan, tefekkür edemez, düşünemez. Düşünmeyenleri Kur'an muhatap kabul etmiyor. Çünkü onları insan olarak değil, hayvan olarak ele alıyor. Kim ki kendisini yaratan Allah'ı tanımaz, o kişi Allah katından gelen İslam dinini hayat tarzı olarak kabul etmez. Beşeri sistem ve ideolojileri hayat tarzı olarak görmeye başlar. Allah'ı tanımayanlar, meselelerini, ihtilaflarını, soru ve sorunlarını O'nun kitabına çözüm için götürmez, başka adreslerle irtibata geçer. Allah'ı tanımayanlar, ne yazık ki Allah'a şirk koşarak, iman etmiş olur ki bu imanı Allah kabul etmez. Ve nihayet Allah'ı tanımayanların son nefesi imansız olarak ölmeye sebep teşkil eder. Bu yedi adet tehlike bizler için uzak değil, çok yakındır. Böyle tehlikelerle karşı karşıya gelmek istemiyorsak, hemen iş başı yapmalı ve bizi yaratan yüce yaratıcıyı süratlice tanımaya yönelik adımları atmalıyız.

Allah'ı tanımamıza, O'na karşı sorumluluklarımızı bilip gereğini yapmamıza vesile olması umut ve duasıyla bu sayımızda sizlerin huzuruna " Ruh Olgunluğu ve Takva" dosyasıyla çıkıyoruz.

Makaleleri ile elinizde ve gönlünüzde olmamıza vesile olan değerli yazarlarımıza teşekkürlerimizi arz ediyor, siz vefalı ve fedakâr okurlarımızı dergimizi baştan sona okumaya davet ediyoruz.

Şimdiden Ramazan Bayramınızı tebrik ediyoruz. Mayıs sayımızda buluşmak duasıyla.

496. Sayı Nisan 2024