Onaylanma Açlığından Sanal Yalnızlığa: Sosyal Medya Bağımlılığının Anatomisi , Doç. Dr. Salih Gürbüz
Sayı : 519   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Misafir Kalem

Doç. Dr. Salih Gürbüz

Onaylanma Açlığından Sanal Yalnızlığa: Sosyal Medya Bağımlılığının Anatomisi

  • 02 Mart 2026
  • 8 Görüntülenme
  • 519. Sayı / 2026 Mart



Bağımlılık denilince akla gelen alkol veya uyuşturucu gibi maddelerin yerini bugün kontrol edilemeyen dijital dürtüler almıştır. Bireyin kendi zihinsel ve duygusal tepkilerini yönetememesi hali olarak tanımlanan bu bağımlılık, sosyal medya aracılığıyla hayatımızın her hücresine sızmış durumdadır. En dikkat çekici yıkım ise mahremiyet alanında yaşanmaktadır.

İnsanoğlu, dayanacak bir dost omuzu bulamadığında kendini yüzünü ve sesini tanımadığı sanal satırlara teslim etmektedir. Oysa kırılmış kalplerin teselli durağı sosyal medya değil, yüz yüze iletişimin sıcaklığı olmalıdır. Sezai Karakoç'un "Gülümsemek yüzün zekatıdır" ifadesi, web kameralarına veya soğuk piksellere değil, canlı ve kanlı bir insan yüzüne işaret eder. Dijital dünyadaki emojiler veya klavye tuşlarıyla oluşturulan sahte gülümsemeler, toplumsal ilişkilerdeki soğumayı durdurmaya yetmemektedir.

Sosyal medya bağımlılığını sadece teknik bir alışkanlık veya modern çağın kaçınılmaz bir getirisi olarak görmek, meselenin köklerini ıskalamak anlamına gelir. Bu bağımlılığın arkasındaki temel dinamik; bireyin, anne karnından itibaren etkileşime girdiği her insan ve nesne neticesinde biriken, derinleşen ve nihayetinde bir dışavuruma dönüşen ontolojik yalnızlığıdır. Yaşamın hangi evresinde veya hangi sosyal rolde olursa olsun, anlaşılmadığını, dinlenilmediğini ve gerçekten "görülmediğini" hisseden birey, bu derin iletişimsel boşluğu sanal mecraların sunduğu sahte kabul mekanizmalarıyla doldurmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda günümüzde iletişim, sadece bir mesajın bir yerden bir yere iletilmesi değil, insanın varlık bulma çabasıdır. Ancak, modern çağda iletişim süreci tam olarak yönetilememekte, bu da bireysel ve toplumsal büyük buhranlara kapı aralamaktadır. İletişimin özü paylaşmak, pay etmek ve bölüşmek iken, bugün bu kavramlar dijital platformların yüzeysel ve akışkan yapısında anlamını yitirmiştir. Sosyal medya, zaman ve mekân sınırlarını ortadan kaldırarak bize sınırsız bir özgürlük vaat etse de aslında bizden çok büyük değerleri sessizce alıp götürmektedir. Bizi bizden, toplumsal bir varlık olma özünden alıkoymaktadır.

Bağımlılığın Yeni Yüzü ve Mahremiyetin İflası

Bağımlılık denilince akla gelen alkol veya uyuşturucu gibi maddelerin yerini bugün kontrol edilemeyen dijital dürtüler almıştır. Bireyin kendi zihinsel ve duygusal tepkilerini yönetememesi hali olarak tanımlanan bu bağımlılık, sosyal medya aracılığıyla hayatımızın her hücresine sızmış durumdadır.

En dikkat çekici yıkım ise mahremiyet alanında yaşanmaktadır. Eskiden uluslararası istihbarat teşkilatlarının türlü yöntemlerle almaya çalıştığı en özel bilgiler, bugün kullanıcılar tarafından gönüllü olarak ve büyük bir iştahla paylaşılmaktadır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

519. Sayı Mart 2026