Dürüstlük, emanet bilinci, kul hakkına riayet, öfkeyi kontrol edebilme ve merhametli olma hâli; İslam'ın insanlar tarafından okunabildiği alanlardır. Söylediğiyle yaşadığı örtüşmeyenler İslam'ı temsil yerine ancak zarar verebilirler. İslam'ın şahidi olmak, elbette kusursuz olmak değil; samimi, sorumlu ve ilkeli olmaya gayret etmektir.
İslam'da ibadetler, insanı dönüştürdüğü ölçüde anlam kazanır. Namaz, yalandan ve haksızlıktan uzaklaştırmalı; oruç, sabır ve irade kazandırmalı; zekât ve infak ise paylaşma ve empati bilincini güçlendirmelidir. İbadetler, tek başına bir amaç değil, güzel ahlâka açılan birer kapıdır. Davranışa dönüşmeyen ibadetler, güçlü bir temsil üretemez.
Bugün İslam'ın karşı karşıya olduğu temel sorun; ona yönelen dış saldırılar, önyargılar ya da bilgi eksikliği değildir. Çünkü Kur'an önümüzdedir, ilkeleri nettir. Yaşayan Kur'an olan Efendimizin (sav) örnekliği, İslam'ın nasıl temsil edilmesi gerektiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Sorun İslam'da değil; onu temsil etmesi gerekenlerin bu değerleri hayatlarında ne kadar görünür kılabildiklerindedir.
İslam, sadece kürsülerde yüceltilen bir söylem değil; hayatın içinde, sokakta, evde ve sosyal hayatta ortaya konan bir duruş, yaşanan bir ahlâktır. Sözü güçlü, yaşantısı zayıf bir dindarlık Allah'ın razı olduğu bir hâl değildir. Dindarlık güzel ahlâk üretemiyorsa inandırıcılığını kaybeder. Yaşanan birçok sorunun kaynağı İslam değil; İslam adına sergilenen tutarsız dindarlıklardır. Güzel ahlâk, İslam'ı temsil etmenin en güçlü dilidir.
Dürüstlük, emanet bilinci, kul hakkına riayet, öfkeyi kontrol edebilme ve merhametli olma hâli; İslam'ın insanlar tarafından okunabildiği alanlardır. Söylediğiyle yaşadığı örtüşmeyenler İslam'ı temsil yerine ancak zarar verebilirler. İslam'ın şahidi olmak, elbette kusursuz olmak değil; samimi, sorumlu ve ilkeli olmaya gayret etmektir.
İnsanlar bir dini çoğu zaman kutsal metinlerden önce, o dine mensup olanların hayat tarzları üzerinden tanır. Bu yüzden Müslümanlar, ilkelere dayalı bir duruş ve temiz bir hayat ortaya koymak zorundalar. Eğer bugün İslam yeterince temsil edilemiyorsa, şu sorularla yüzleşmek gerekir: Sorun İslam'ı bilmemek mi, yoksa bilinenleri hayata taşıyamamak mı? Ya da Müslümanlar, Müslümanca yaşamanın gereklerini yerine getirmeden, bedel ödemeden "Müslüman" sıfatını hak ettiklerini mi düşünüyorlar? Bu sorularla samimiyetle yüzleşmeden, İslam'ın sağlıklı ve inandırıcı bir temsili mümkün görünmüyor.
Müslümanlık; bir slogan, bir etiket ya da üzerinde vesikalık fotoğraf bulunan bir kimlik kartı değildir. Müslüman, inancını hayatın her alanına taşıyan; inandığını yaşayan ve Kur'an'ın ifadesiyle "şahit" olan insandır. Bu şahitlik sözle değil; duruşla, tavırla ilkeli bir hayatla ortaya konur
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















