Sayı : 496   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Umran

Mehmet Toker

Nokta-İ İstinat ve İrtibat : Dua

  • 06 Aralık 2022
  • 1047 Görüntülenme
  • 480. Sayı / 2022 Aralık



İslam dininde ibadetler zaman, mekân, şekil, dil ve benzeri formlar ile mukayyet iken(sınırlandırılmış iken), duanın dili, formu, kalıbı, formülü, zamanı, mekânı yoktur. Müslüman kendisini, en samimi şekilde hangi dilde ifade ve itiraf edebiliyorsa duasını o dille yapar. Dua etmeyi sınırlandıran zaman ya da mekân şartı yoktur. Duanın illâki olmazsa olmaz bir formu, şekli, kalıbı da yoktur. Bu zaviyeden değerlendirdiğimiz zaman dua, kulluğun ve samimiyetin zirvesidir.

 

 

Dua aciz, zayıf insanın, yaratıcısına bir yakınlaşma isteğidir. Maddi âlemde daralan, bunalan, çaresiz kalan ruhun/zihnin/kalbin metafiziki âleme doğru çekilmesi, yükselmesi ve her şeyi yaratan, en mükemmel kudret, kuvvet, azamet sahibi, her türlü güzelliğin kaynağı, her varlığın valisi, hamisi, velisi olan Allah'a karşı sevgi, aşk ve alâkanın, yakınlığın kurulma ifadesidir.

 

 

 

 

 

 

“Dua, dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...

Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;

İplik ki, incecik, örer boşluğu...”

Diyordu Üstad Necip Fazıl, "Zindandan Mehmed'e Mektup" şiirinin bir kıtasında... Karanlık zindanı aydınlatan, hücreden semavata uzanan, gözyaşından ummanlara açılan ve acziyetten mahfiyetten azamete ve kudrete uzanan bir sırlı yolculuktur dua...

Dua, da'va ve da'vet kelimeleri ile aynı kökten gelen, bazen birbirlerinin yerine kullanılan bir Kur'an kavramı. Arapça, "çağırmak, seslenmek, yardım istemek, manasındaki bu kelime, küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya ulaşan talep, niyaz, arz-u hâl" anlamında kullanılır. Dua, kulun yaratıcısı karşısındaki acziyetini itiraf etmesi, kulluğunu kabul etmesi, yaratıcıyı yüceltmesi, ta'zim, takdis ve tespih etmesidir. Dua eden insan, her şeyi işiten, gören, haberdar olan, dilediğini yapan, her şeye güç getiren Allah ile irtibat kurmanın, diyalog kurmanın bir yolu bir yöntemini tecrübe etmektedir.

Peygamber Efendimiz'in (sav) hadisi şerifinde "kulluğun özü" (Tirmizî, “Daavât”, 1) olarak ifade edilen dua, insanın kulluğunun şuuruna ermesinin fiili ve sözlü ifadesidir. Kulun dua etmesini, kendisiyle irtibata geçmesini isteyen bizzat Allah'tır. Araf Suresinde: "Rabbinize alçak gönüllülükle ve samimiyetle (kalbiniz ürpererek) dua edin. Çünkü o gurura, kibire kapılanları (kendini üstün zannedenleri, görenleri) sevmez. Yeryüzü düzene konduktan sonra orada fitne-fesat çıkarıp bozgunculuk yapmayın. Azabından korkarak ve rahmetini umarak O’na dua edin. Hiç şüphesiz Allah’ın rahmeti, iyilik eden ve işini güzel yapanlara pek yakındır." (Araf, 7/55-56) Bu iki ayette dua yapan insanın hâlet-i ruhiyesinin nasıl olması gerektiği ve duanın yapılış esnasında hangi kriterlerin gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Alçak gönüllülükle, samimiyetle, Allah'ın azabından korkarak ve rahmetini umarak yapılması gereken bir fiil olduğu belirtilmiştir.

Dua etmek, fıtri bir ihtiyaçtır. Hangi dine inanırsa inansın, insanoğlu kendi gücünü, iradesini aşan durumlarda sığınacak güvenli bir liman, üstün bir güç arayışına girmiştir. Bu noktada her neye inanıyorsa; ona ta'zimle, saygıyla ve yakarışta bulunarak, gücünün yetmediği, iradesinin ulaşmadığı konularda inanmış olduğu üstün gücün yardımına müracaat etmektedir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

480. Sayı Aralık 2022