Demek ki, mesele, kültürel olarak da siyasî olarak da iktidar olmak değil. Mesele, iktidar olmak değil yani. Mesele kültürel olarak veya siyasî olarak "var olmak". Dahası, mesele, sahip olmak değil olmak'tır; kemal merdivenlerini tırmandıracak özgürleştirici, özü gürleştirici bir hakikati keşif, kendini keşif yolculuğuna çıkmaktır.
Allah'ın rızasını kazanmak için nefes alıp verirseniz, özgür iradenizi iradesiz araçlara ipotek etmemiş, iradesiz araçların iradenizi yok etmesini sağlayacak kadar araçları putlaştırmaya kalkışmamış ve araçların sizi kölesi yapmasının önünü sarsılmaz, muhkem hakikat kalkanlarıyla tıkamış olursunuz.
Müslümanlar için iktidar olmak, iktidar kurmak hedef olamaz hiçbir zaman. Müslüman sadece Allah'ın rızasını kazanmak için nefes alıp verir.
Allah'ın rızasını kazanmayı ihmal edenler, dünyayı da, hayatı da imha edecek, cehenneme dönüştürecek, orman kanunlarının hâkim olduğu bir arenaya çevirecek tohumları ekerler.
Kültür / medya çağında yaşıyoruz ama kültür çağında en büyük sorun, kültürün buharlaşması; medya çağındaki en büyük sorun da, iletişimsizlik sorunu.
Büyük bir paradoks var burada. Bu paradoksun nedeni, araçların amaç katına yükseltilmesi, insanın sonunda kendi ürettiği araçların kölesine dönüşmesi.
Böyle bir dünyada insan özgürlüğünü de, özgür iradesini de yitirmekten kurtulamaz.
İzi sürülmesi ve cevabı verilmesi gereken soru şu öyleyse: İnsan, neden araçları amaç hâline getirir ve araçların amaçların önüne geçmesine engel olamaz ki?
Oysa seküler dünya tasavvuruna göre hayatı dizayn etmeye çalışanlar için, bilgi de kültür de medya da yeryüzünde hâkimiyet kurmak amacıyla kullanılan araçlardır. Siz, herhangi bir aracı hâkimiyet kurmak için kullanmaya kalkışırsanız, o aracın mahkûmu olmaktan kurtulamazsınız.
Siz herhangi bir aracı ele geçirmek için yola koyulursanız, o araç sorunda sizi ele geçirir, yoldan çıkarır, yolda bırakır.
Siz herhangi bir araca sahip olma kaygısı güderseniz, o araç sonunda size sahip olur
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız


















