Günümüzdeki pozitivist anlayış kişisel gelişim veya kendini gerçekleştirme tezi altında insan nefsinin tanrılaştırılmasını anlamaktadır. Veya öğretilerinin çıktığı ilanihaye nokta, tanrıya veya herhangi bir kutsal güce ihtiyaç duymayan egoist ve bencil bir insan ortaya çıkarma amacını gütmektedir. Halbuki Mevlâna, insanın ilahi boyuta sahip manevi bir varlık olduğunu ifade eden, bu noktada Sokrates gibi "insan doğuştan bilgi sahibidir" tezini savunan bir yaklaşımı temsil etmektedir.
Modern psikolojide kendini gerçekleştirmek bedenin/maddi varlığın kabiliyetlerini ortaya çıkarmakken Mevlâna'da kendini gerçekleştirmek insan ruhunda var olan ilahi tecelliyi ortaya çıkarmak ve saflaştırmaktır. Bu yönüyle sekülerist anlayışla taban tabana zıttır.
Mevlâna Celaleddin Rumi'yi anlatmak veya Mevlâna üzerine konuşmak fili dokunarak tarif eden körlerin konuşması gibi. Mevlâna etrafındaki kesişim kümelerinde yer alan herkesin, her kesimin kendince farklı bir Mevlâna, farklı bir Rumi, farklı bir Hazret-i Pir algısı var.
Kimi için o bir şair, kimine göre kişisel gelişim gurusu. Bazısı için âlim, bazısına göre hümanist ve neo-platoncu bir filozof, kimileri içinse bir müceddit, yüce bir mürşit, büyük bir veli. Ona methiyeler düzen de var, döneminde işgalci Moğollarla iyi ilişkiler kurduğu için kınayan da. Dönemin Selçuklu sultanları ile samimi ilişkiler içerisinde olduğu için onu elitlerin mürşidi olmakla itham eden de mevcut, tüm insanlığı kucaklayan, sevgi ve aşk temelleri üzerine inşa ettiği hoşgörü dini çerçevesinde bir birleşme potası olarak değerlendiren de. Kendi eğilimlerini onun üzerinden meşrulaştırmak için onu saptıran da yok değil, haşa ilahlaştıran da. Kısacası şu dünyada Mevlâna Celaleddin Rumi'ye ilgi duyan herkesin, kendince bir Mevlâna'sı var.
Mevlâna'nın başta Mesnevi'si olmak üzere eserlerini incelediğimizde Mevlana'nın düşünce sisteminde görülen "kendini bilme" kavramının, kişisel gelişimcilerin ya da psikologların ifade ettiği anlamda bir kendini gerçekleştirme olmadığını ifade etmek gerekir. Günümüzdeki pozitivist anlayış kişisel gelişim veya kendini gerçekleştirme tezi altında insan nefsinin tanrılaştırılmasını anlamaktadır. Veya öğretilerinin çıktığı ilanihaye nokta, tanrıya veya herhangi bir kutsal güce ihtiyaç duymayan egoist ve bencil bir insan ortaya çıkarma amacını gütmektedir. Halbuki Mevlâna, insanın ilahi boyuta sahip manevi bir varlık olduğunu ifade eden, bu noktada Sokrates gibi "insan doğuştan bilgi sahibidir" tezini savunan bir yaklaşımı temsil etmektedir. Bundan dolayı bazı kimseler onu neo-platoncu olarak kabul etmektedirler.
Mevlâna, bilginin özden geldiğini ifade ederek, Platon'un "insan özünde gizlenmiş olan ilahi cevherin ruhun eğitilmesi suretiyle açığa çıkacağı" düşüncesini de kabul etmektedir. Mevlâna'nın insan-ı kâmile dair temel paradigması içten dışa, merkezden afaka bir yolculuk değil bilakis dıştan içe, afaktan öze doğru bir yolculuk ve arayıştır. Bu nedenle, kendini gerçekleştirme fiziki potansiyelinin farkına varma macerası değil, insanın varlığının özünde yer alan hakikati açığa çıkarmaya, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışması, arızi sıfatlardan arınmayı özü keşfetmeyi esas alan bir mana arayışıdır.
Mevlâna'nın öğretisinde, kendini bilmeyen, anlamayan insan, kemale eremez. Kendini bilmek için fenaya dair arızi sıfatlardan sıyrılmak gerekir. Bu kemale erme süreci sabır, gayret ve istikrar gerektirmektedir. Mevlevilikte çilenin bin bir gün olmasının sebebi budur. Bu doğrultuda insan, nefsinin ne tür kötülük ve baskısına maruz kalırsa kalsın kendi aczine ve zorluklara takılıp kalmayacak, hakikati nerde araması gerektiğini artık öğrenmiş olacaktır
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız


















