İslâm, tedavi sürecini tevekkülle dengeler. Tevekkül, sebepleri reddetmek değil, sebeplere sarılırken sonucu Allah'a bırakmaktır. Müslüman hekim, tedaviyi bir ibadet bilinciyle yaparken, hasta da sabır ve dua ile süreci Allah'a teslim eder.
İslam fıkhı, tıbbi yararın net olduğu durumlarda yaşam destek sistemlerinin kullanılmasını teşvik eder. Fakat hastaya faydası kalmayan, yalnızca gereksiz acıya sebep olan müdahaleler uygun görülmeyebilir. Bu noktada amaç, "hayatı koruma" ilkesini "ölümü geciktirme" ile karıştırmamaktır. Ayrıca, tıbbî kararların verilmesinde hem uzman hekimlerin hem de ehil din âlimlerinin görüş birliği (icmâ-i ictihadî) önem taşır. Böylece kararlar hem bilimsel hem de dinî açıdan tutarlı bir zemine oturur.
"İslam inancı çerçevesinde insan hayatına, ölüme ve hastalıklara ilişkin bakış açısı nasıldır? Müslümanlar açısından tedavi olmanın dini hükmü nedir ve hastaların sağlık hizmetleri kapsamında sunulan müdahalelere, özellikle yaşam destek ünitelerine bağlanma veya yapay beslenme yöntemlerine başvurma konusunda nasıl bir yaklaşım benimsenmelidir? Ayrıca, beyin ölümü kavramı İslami perspektifte nasıl değerlendirilmekte ve bu bağlamda palyatif bakım uygulamalarının dini açıdan caizliği ne ölçüde kabul görmektedir? Bu önemli soruların ışığında, bizleri bu konularda ayrıntılı biçimde aydınlatmanızdan büyük memnuniyet duyacağız."
İslâm inancında hayat, yalnızca biyolojik bir varlık sürecinden ibaret değildir; o, Allah Teâlâ tarafından insana emanet edilen kutsal bir sorumluluk, bir imtihan alanıdır. Kur'an-ı Kerîm'de: "Ben cinleri ve insanları, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat, 51/56) ayetinde insanın var oluş gayesi açıkça ortaya konmuştur. Buna göre insanın dünyadaki hayatı, Allah'a kulluk etmek, O'nun rızasını kazanmak ve yeryüzünde emaneti hakkıyla taşımak için bir fırsattır.
İslâm'a göre insan, hayatının her anında bir sınav içindedir. Sağlık, şükürle; hastalık ise sabırla sınanmanın vesilesidir. Nitekim Hz. Peygamber (sav): "Müminin başına gelen her yorgunluk, hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve üzüntü, hatta ayağına batan bir diken bile, Allah'ın onun günahlarını affetmesine vesiledir" (Buhârî "Merdâ", 1) buyurarak, hastalığın mümine günahlarından arınma fırsatı sunduğunu bildirmiştir. Böylece İslâm, hastalığı yalnızca biyolojik bir arıza değil, ruhun terbiye ve olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak görür.
İnsanın yaşadığı sıkıntılar, onun Allah'a yönelmesini, sabır ve tevekkül gibi ahlâkî erdemleri kazanmasını sağlar. Bu yönüyle hastalık, insanı hem dünyevî arzularından uzaklaştırır hem de ahiret bilincini derinleştirir. Kur'an'da: "Belki dönerler diye onları küçük azapla (dünya musibetleriyle) cezalandırırız" (Secde, 32/21) buyrulmak suretiyle dünyevî sıkıntıların insana hakikati hatırlatma işlevine de dikkat çeker.
Modern psikoloji ve tıp da bu hakikati destekler niteliktedir. Son yıllarda yapılan birçok bilimsel araştırma, maneviyatın hastalıkla baş etmede önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Hayatın anlamını kavrayan ve manevi huzurunu koruyan bireyler, özellikle ölümcül hastalıkların son evresinde daha az depresyon ve kaygı yaşamakta, yaşamın doğal akışını daha dingin biçimde kabul etmektedirler
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız


















