Gayret ve gevşeme dönemini hep birlikte yaşamaktayız. Her iki dönem, Müslümanlar için imtihandır. İmtihanın en zoru da gevşeme dönemlerinde olur. İşte bu tehlikeyi sezen her inanan insan, tedbirini, hedeflerini, gayretini, usulünü tek tek gözden geçirmelidir. Varını yoğunu ortaya koyarcasına çalışmasını, hizmetini yürüten, eğer sünnet ölçülerine riayet etmez, sana göre, bana göre tavrıyla iş yaparsa, ne yazık ki kaybedenlerden olur.
Müslümanlar olarak, birbirlerimizle meşru olan tüm münasebetlerimizde, merhamet ve muhabbet dairesinin dışına çıkmamalıyız. Müminleri birbirleriyle kardeş yapan Rabbimiz, müminlerin arasında sağlam bir sevgi bağı tesis edilmediği müddetçe, iman dairesine alınamayacağını da Peygamberimiz aracılığı ile beyan etmiştir.
2025 Miladi yılının son ayında, mübarek bir Peygamberin (sav) mana dolu, ikaz edici, yol gösterici, sorumluluğumuzu hatırlatıcı bir hadisinin meali ile mesajıma başlıyorum:
"Her işin bir gayret dönemi vardır. Her gayret döneminin de bir gevşeme devri vardır. Kimin gevşeme dönemi benim sünnetim ölçüsünde olursa, o hidayete ermiştir. Kimin ki böyle değilse, helak olmuştur." (Camius Sağir)
Gayret ve gevşeme dönemini hep birlikte yaşamaktayız. Her iki dönem, Müslümanlar için imtihandır. İmtihanın en zoru da gevşeme dönemlerinde olur. İşte bu tehlikeyi sezen her inanan insan, tedbirini, hedeflerini, gayretini, usulünü tek tek gözden geçirmelidir.
Varını yoğunu ortaya koyarcasına çalışmasını, hizmetini yürüten, eğer sünnet ölçülerine riayet etmez, sana göre, bana göre tavrıyla iş yaparsa, ne yazık ki kaybedenlerden olur. İşte bu hassas noktaya dikkatimizi çeken Peygamberimiz, çalışmalarımıza, hizmetlerimize yön verecek ölçüyü de şöyle açıklıyor:
"Sünnet üzere orta yolla çalışmak, bid'at içinde var gücü ile çalışmaktan daha hayırlıdır." (Sünen-i Darimi)
Vasat veya orta ümmet olarak gerçek kimliği açıklanmış olan biz Müslümanların dikkat edeceği konulardan bazılarını hatırlatmak istiyorum. Rabbimiz, kullarının kalplerinde yavaş hareket gördüğünde uyarır ve hatta azarlar. Ne var ki bu azarlamaya, teşvik azarlamasıdır, demişlerdir.
Yine hatırlayacak olursak, Yahudilerin gazaba uğramasının temel sebeplerini bilmeyen yoktur. İlme önem verdikleri halde, ilmin gereği olan ameli terk etmişlerdir. Hayat tarzları olan dini hayatı adeta makaslamışlardır. İnsanın sadece dış dünyasına önem vermişlerdir. Bir de kendilerine gönderilen peygamberleri sürekli aşağılamışlardır. Yeri gelmişken, Hıristiyanların ilahi görevlerden el çektirilmesinin sebeplerini de öğrenelim. Yahudilerin yaptıklarının tam aksini yapmışlar ve sapıtmışlardır. Yani, amel etmeyi çoğaltmalarına rağmen, ilimden uzak kalmışlardır. Hayat tarzı olan dine ilaveler yapmaya yeltenmişlerdir. İnsanın dış dünyasını yok sayarcasına, iç dünyasına önem verilmiştir. Ve nihayet peygamberlerini insanüstü bir varlık olarak görmüşlerdir.
Son ümmet olan biz Müslümanlara gelince, lanete ve gazaba sebep olacak her düşünceden, her akideden, her çalışma ve amellerden uzak kalmakla sorumlu tutulmuş, lanet ve sapıklığa duçar olan iki ümmet gibi olmamamız emredilmiştir
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız


















