Riyadan Kibre, Kibirden Firavunluğa Yol Gider , Mustafa Çelik
Sayı : 524   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Hususi Fikirler

Mustafa Çelik

Riyadan Kibre, Kibirden FiravunluÄŸa Yol Gider

  • 31 AÄŸustos 2026
  • 0 Görüntülenme
  • 525. Sayı / 2026 Eylül



Riya, insanı insanların alkışına muhtaç eder; kibir ise onu insanların üzerinde görmeye sevk eder. Riya ile insan, başkalarının gözünde büyümek ister; kibir ile kendi gözünde büyür. Birincisi gösterme hastalığı, ikincisi kendini görme hastalığıdır. Her ikisinin de merkezinde Allah değil, nefis vardır.

Bir amel Allah için yapılmışsa, insanların bilmesi onu büyütmez; insanların bilmemesi de onu küçültmez. Övgü gelince kabarmayan, yergi gelince çökmeyen kalp; işte ihlâsın izini taşıyan kalptir. Gerçek ihlâs, insanlardan kaçmak değil; insanların nazarından Allah'ın nazarına sığınmaktır. Alkıştan kurtulup rızaya, şöhretten kurtulup kulluğa, görünmekten kurtulup Allah katında makbul olmaya yönelmektir.

Riya, kibrin tohumudur; kibir, firavunluğa açılan kapıdır. İnsan önce amelini Allah için değil, insanların nazarında değer kazanmak için süslemeye başlar. Sonra insanların nazarındaki itibarını nefsinin aynasında büyütür. Nefis büyüdükçe tevazu küçülür; tevazu küçüldükçe kul, kulluğunun hudutlarını unutmaya başlar. İşte o vakit riya, kalpten ahlâka; ahlâktan şahsiyete sirayet eder ve insanı yavaş yavaş nefsinin Firavun'una dönüştürür.

Riya, Kibrin; Kibir, Firavunluğun Köprüsüdür.

Riya, insanı insanların alkışına muhtaç eder; kibir ise onu insanların üzerinde görmeye sevk eder. Riya ile insan, başkalarının gözünde büyümek ister; kibir ile kendi gözünde büyür. Birincisi gösterme hastalığı, ikincisi kendini görme hastalığıdır. Her ikisinin de merkezinde Allah değil, nefis vardır.

Hâlbuki kulluğun esası, kendini göstermek değil Allah'ı razı etmektir. Müminin değeri insanların ona nasıl baktığında değil, Allah'ın huzurunda hangi hâl üzere bulunduğundadır. İnsanların alkışı geçicidir; Allah'ın rızası bâkîdir. İnsanların nazarı değişkendir; Hakk'ın hükmü değişmez.

Kibir, insanın kendi hakikatini unutmasıdır. Çünkü insanın başlangıcı bir damla, sonu toprak; aradaki hayatı ise acziyet ve imtihandır. Böyle bir varlığın kendisini büyük görmesi, hakikati unutmasının en açık işaretidir. Kendini bilen haddini bilir; haddini bilen Rabbini bilir; Rabbini bilen ise kibirlenemez.

Firavunlaşma da bir anda başlamaz. Önce nefis kendisini beğenir, sonra başkasını küçümser; ardından nasihate kulak kapatır, hakkı kendi ölçüsüne vurur, nihayet hakikati reddedecek kadar kendisini merkeze koyar. İşte kibir, insanı bu uçuruma taşıyan görünmez köprüdür.

Bu sebeple riya yalnızca bir amel kusuru değil, nefsin istikametini bozan bir ahlâkî başlangıçtır. Kibir ise yalnızca bir davranış bozukluğu değil, insanın hak karşısındaki konumunu değiştiren tehlikeli bir sapmadır. Riya kalbe yerleşirse ihlâs zedelenir; kibir yerleşirse teslimiyet zedelenir, teslimiyet zedelenince de insan, hakikati kabul etmek yerine kendi nefsini hakikatin ölçüsü hâline getirir.

İhlâs riyanın panzehiri, tevazu kibrin ilacı, Allah'a kulluk ise Firavunlaşmamanın siperidir.

Öyleyse mümin, insanların gözünde büyümeyi değil Allah katında makbul olmayı aramalıdır. Övülmekten önce kabul edilmeyi, görünmekten önce ihlaslı olmayı, üstün görünmekten önce hakka teslim olmayı istemelidir.

Çünkü riya insanı halka gösterir; kibir insanı nefsine gösterir, ihlâs ise insanı Rabbine yöneltir.

Ve unutulmamalıdır:

Riyanın başladığı yerde ihlâs yara alır; ihlâsın yaralandığı yerde nefis güçlenir, nefis güçlendikçe kibir büyür; kibir büyüdükçe kul, Allah'a kulluğundan uzaklaşır.

Riya, amelin görünüşünü güzelleştirirken ruhunu öldüren gizli bir zehirdir. İnsanların nazarında büyümek için Allah katındaki değerini küçültmektir. Kulun Allah için yapması gereken bir ameli, kulların nazarına arz etmesi; ibadeti Hakk'ın rızasından çıkarıp halkın beğenisine teslim etmesidir.

Kur'an'ın kulluk tasavvurunda esas olan ihlâstır. "Onlara ancak dini Allah'a has kılarak O'na kulluk etmeleri emredildi." (Beyyine, 98/5) buyurulması bunun en açık ifadesidir. Demek ki ibadetin sureti kadar, hatta ondan önce, niyeti ve yönelişi önemlidir. Secde Allah için değil de insanlar görsün diye yapılıyorsa, sadaka Allah rızası için değil de "ne cömert adam" desinler diye veriliyorsa, ilim Allah'ın dini için değil de makam ve itibar için öğreniliyorsa, zahirde amel vardır; fakat bâtında ihlâs yaralanmıştır

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

525. Sayı Eylül 2026