Kibir İletişimi Nasıl Hasta Eder? , Doç. Dr. Salih Gürbüz
Sayı : 524   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Misafir Kalem

Doç. Dr. Salih Gürbüz

Kibir İletişimi Nasıl Hasta Eder?

  • 31 AÄŸustos 2026
  • 0 Görüntülenme
  • 525. Sayı / 2026 Eylül



Kibirli kişilerde en belirgin özellik, iletişimde tek yönlülük olmasıdır ki buna iletişim değil, ileti göndermek deriz; ileti bombardımanı olarak da ifade edilebilir. Sürekli kendisi konuşur, anlatır, ama asla dinlemez; çünkü karşısındaki kişi ona göre yalnızca onu dinlemelidir, söz hakkı yoktur, söz söyleyecek kapasitede de değildir.

İletişim; kibrin temel motivasyonları olan yalanının, yanlış yönlendirmenin, manipülasyonun ve her türlü kişisel menfaati gözeten bencilliğin ötesinde, ortak paydada buluşabilme ve uzlaşma sanatıdır. Gerçek bir benlik sahibi kişi, karşısındaki her şeyi ve herkesi konuşmaya, muhatap almaya değer görür.

Kibir kavramının iletişimle olan ilişkisini anlamlandırabilmek için, öncelikle tarihsel belleğin bize sunduğu metinlere bakarak başlamak yerinde olacaktır. Kibrin izini insanlık tarihinin en eski anlatılarında sürmek mümkündür. Kur'an'da anlatılan Habil ile Kabil kıssası, bunun belki de en çarpıcı örneğidir: kurbanı kabul edilmeyen Kabil, kardeşinin kurbanının kabul edildiğini görünce içine düştüğü kıskançlığın ardından kibre kapılmış, kendini kardeşinden üstün ve haklı görme sarhoşluğuyla insanlık tarihinin ilk cinayetini işlemiştir. Nitekim, Kabil, Allah'ın rızasına isyanın, kıskançlığın ve kibrin sembolü hâline gelmiştir. Böylece denilebilir ki, insanlık tarihindeki ilk şiddet eylemi de köklerini kibirden almaktadır. Kibir tarihin en köklü şiddet sebebidir denilebilir. Kibir Yaratıcıya isyanın en önemli ve en köklü duygu durumudur. Kibir bu haliyle iletişimin de önündeki en büyük engel olarak tanımlanabilir.

Kibrin tarihsel köküne başka bir kaynak üzerinden okuma yapıldığında, Yunan mitolojisinde karşımıza çıkan Narkissos figürüyle karşılaşılır; suya yansıyan kendi görüntüsüne âşık olan ve ömrünü bu aşka adayan Narkissos, kibrin en eski simgelerinden biri olarak anılır. Kendini diğerlerinden yüce görmek, kendine özellik atfetmek beraberinde kendine âşık olarak, dünyayı ve ötekini göremez hâle gelen bir karaktere dönüşüm başlar. Sonunda yok sayılan o ötekinin yokluğu, yalnızlaşmayı ve beraberinde kişinin kendi kendini tüketmesini getirir. Kibir, tıpkı Narkissos'un suya bakışı gibi, kişiyi kendi görüntüsüne hapseder ve gerçek iletişimden, yani karşısındakiyle kurabileceği canlı bağdan koparır; bu kopuş da er ya da geç kişinin kendi sonunu hazırlar. Kibir bir mahkumiyettir.

Kibir sevgiyi ve sevilmeyi yok eden bir ateştir. Bu iddiayı destekler nitelikte bir söylem, on birinci yüzyıl Türk-İslam düşünürü Yusuf Has Hacip'in Kutadgu Bilig'inde işaret edilmiştir: "Alçak gönüllülük insanı sevdirir; kendisini sevdiren kimseler arkadaşlarını da memnun ederler." Öyle ki kibir; konuşanın sözünü kesme, alay etme, bencillik ve övünme gibi unsurlarla birlikte, iletişimde sıkıntıya yol açan başlıca hususlardan biridir.

Kibir, kişinin kendini çerçevelediği ve bir ambalajla sunduğu; kendinde olmayanları bastırmak ve saklamak adına büründüğü tehlikeli bir iletişim maskesidir

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

525. Sayı Eylül 2026