Kibirli kimseler, hakkı, hakikati, doğruyu ve gerçeği kabul etmezler. Onlar, tek doğru ve gerçeğin sadece kendi düşünceleri, sözleri ve davranışları olduğuna inanırlar. Bu nedenle istişare de etmezler. Her zaman kendilerini haklı görürler. Övülmeyi, takdir edilmeyi, alkışlanmayı çok severler.
Ayetlerden ve Rasulullah'ın hadislerinden anlıyoruz ki: Mutlak büyüklük, ululuk ve övgü yüceler yücesi olan Allah'a mahsustur. O'nun kullarına ise tevazu yakışır. Rabbimizin, bize en güzel örnek olarak gösterdiği Rasulüne tavsiyesi de buydu.
Arapça K-B-R kökünden türeyen kibir; kişinin, başkalarını küçümseyerek kendisini üstün görüp büyüklük, ululuk, yücelik taslamasıdır. Aklıyla, zekasıyla, gücüyle, sahip olduğu dünyalık şeylerle gururlanıp böbürlenmesidir.
Kibirli kimseler, hakkı, hakikati, doğruyu ve gerçeği kabul etmezler. Onlar, tek doğru ve gerçeğin sadece kendi düşünceleri, sözleri ve davranışları olduğuna inanırlar. Bu nedenle istişare de etmezler. Her zaman kendilerini haklı görürler. Övülmeyi, takdir edilmeyi, alkışlanmayı çok severler. Uyarılmayı, öğüt verilmeyi ve eleştirilmeyi kendilerine yapılmış en büyük hakaret kabul ederler. Hata yaptıklarını asla kabul etmezler, kendilerini savunur, hatta tartışır, kavga bile ederler.
Yanlarında başkalarının övülmesine de tahammül edemezler. Çünkü onlara göre herkes kusurlu, hatalı, doğru düşünemez; tek kusursuz, hatasız ve üstün zekalı olarak kendilerini görürler. Bu tipler, hele de zengin veya bir makam sahibi olmuşlarsa; adeta Firavunlaşırlar. "En yüce Rabbiniz benim." demeseler de davranışlarıyla çoğu zaman bunu yansıtırlar. Yalnız kendilerinin dediği olsun isterler.
Bazen de kibirlerini örterler, insanların kendilerini beğenip övmeleri için çok mütevazı görünürler. Bu nedenle atalarımız: "Aşırı tevazu, kibirdendir." derler.
Lokman'ın (as), oğluna verdiği öğüt konumuza ışık tutuyor: "Yavrum, salâtı ikame et. (İmanını, kulluğunu, namazını, yakarışını, Kur'an'a ve Rasule bağlılığını diri tut.) İyiliği emret, kötülükten alıkoy. Sana (bu emir ve nehiy sebebiyle) başına geleceklere (her çeşit sıkıntılara) sabret. Çünkü bunlar yapılması gereken önemli işlerdendir. Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme, üstünlük taslama ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, kendini beğenip övüneni sevmez." (Lokman 31/17)
Burada önemli bir nokta var: "Kibirli olmayacağız, mütevazı davranacağız." derken; kendimizi değersiz görüp izzetimizi yitirerek zillete de düşmemeliyiz. Çünkü onurlu, şerefli, şahsiyetli, vakarlı, özgüvenli olmak; kibir değildir. İnsan olmanın vasfıdır. Allah, insanı şerefli yaratmıştır. İnsanlık onurunu üzerinde taşıyan kimse, şerefinin ayakaltı edilmesine asla razı olmaz. Bir insanın haksızlık karşısında susmaması, onurunu ve şerefini koruması; kibir, kendini beğenmişlik değil, izzetli bir davranıştır.
Hz. Ebubekir'in ağzına Müslümanlığından önce de içki değmemişti. Sebebini şöyle açıklıyordu: "Ben, namusumu korur, insanlık şerefimi tanır bir adamım. İçki içen, bunları yitirir." (Ramazanoğlu Mahmud Sami, Hz. Ebubekir s. 12)
Rasulullah'ın son günleriydi. Namazı kıldıracak durumda değildi. Hz. Ebubekir'e namaz kıldırmasını emretti
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















