Kalbin Viraneliği: Kibir , Osman Nuri Topbaş
Sayı : 524   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri TopbaÅŸ

Kalbin ViraneliÄŸi: Kibir

  • 31 AÄŸustos 2026
  • 0 Görüntülenme
  • 525. Sayı / 2026 Eylül



İmanın kemâline varmak isteyen, maneviyat yolunda mesafe almayı arzu eden sâlikin; bu yolda en başta, enaniyeti, yani benliğindeki gurur ve kibri bertaraf etmesi zaruridir. Gurur ve kibirle Hak yolculuğu mümkün değildir! Zira kibir ve gurur, Cenab-ı Hakk'ın Kibriyâ sıfatına ortak olmaya kalkışmaktır. Tevhîdin ise şirke ve ortağa tahammülü yoktur. Bu yüzden kibrin ve gururun yeri, ancak cehennemdir. Çünkü o, ateşle temizlenir.

Kalpte var olup da insanı cehennemden koruyacak bir iman, kâmil bir imandır. Salih amellerle tescil edilen, takva ile zahir olan ve son nefese kadar, zaafa uğramadan korunabilen, cevher vasfında bir imandır. Buna mukabil, cennete girmeye mâni olan kibir de Allah'a ve Peygamber'e (sav) karşı olan kibirdir. "İbâdullâh"a yapılan kibir ise, kalpte derinleşerek, bu tehlikeli derekeye götürebilir.

Gurur, kendini beğenmek ve diğer insanlardan üstün tutmaktır. "Gurur" kelime manası itibarıyla, "aldanış" demektir. Zira hiçlikten gelmiş bir hiç olan, bir abd-i âciz olan insanın, kendini beğenmesi hazin bir aldanıştan ibarettir. Aynaların zaviyelerini eğip bükerek, bakan insanı olduğundan büyük göstermesi sağlanır. Buna "dev aynası" derler. Nefs, insana kendisini azametli gösteren bir hileli ayna gibidir.

Kibir ise, kendinden başkasını hor ve hakir görmektir. Gurur ve kibir, birbirinden ayrılmayan iki çirkin vasıftır. Bu iğrenç huylar, kişinin kalbi ile güzel ahlâk arasına çekilen birer manevi afet perdesidir. Bu illetlerin neticesi; dünyada huzursuzluk, ahirette ise ilâhî azap tecellîleridir.

Tasavvufta ilk merhale, enaniyeti bertaraf etmektir.

Bu sebeple büyük Hak dostlarının hayatlarında, benlik duygusunun bertaraf edilmesinin sayısız misali vardır: Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, manevi yola intisâbının başında Bursa Kadısı idi. İlmin ve makamın debdebesi içindeydi. Kapısına vardığı Üftâde Hazretleri; makamının verdiği şöhret ve enaniyetten temizlemek için, onu, sırmalı kaftanıyla çarşılarda ciğer satmakla vazifelendirdi. Ona dergâhın helâlarını temizlettirdi.

Eğer Kadı Mahmud; "Ben çok yüksek bir ilim adamıyım, büyük bir makam sahibiyim! Bu hizmetlere tenezzül etmem!" deseydi, enaniyetin kurbanı olsaydı, Aziz Mahmud Hüdâyî olamazdı. Bu sebeple o; benliği geride bıraktı, hiçliği idrak etti ve manen çok ulvî mertebelere yükseldi.

Genç yaşta ulaştığı ilmî derecesiyle, "Güneşler Güneşi" namıyla anılan Hâlid-i Bağdâdî de benzer bir imtihandan geçti. Manevi bir işaretle yöneldiği ve bir senelik uzun bir seyahat ile ulaştığı Delhi'de, üstâdı Abdullah Dehlevî Hazretleri; Hazret-i Hâlid ile hiç alâkadar olmadan, ona gururu ayaklar altına aldıracak hizmetler yaptırdı. O da nefsinin itirazlarına aldırmadan aylarca hizmete devam etti. Benliğini hizmetle eritti. İmtihanı aşınca; üstâdı, onu manevi eğitime aldı ve altı ayın sonunda memleketine irşâda gönderirken, şehrin dışına kadar yaya olarak uğurladı.

Mânâ sultanlarının kıssaları, enaniyetten kurtulma hamlesinde daima birbirine benzer. Taptuk Emre dergâhında, Yûnus Emre Hazretleri'nin yaşadıkları da enaniyetin bertaraf edilmesine bir başka misaldir:

Yûnus Emre Hazretleri; Taptuk dergâhına samimiyetle mürid oldu. O kapıda senelerce dergâha odun getirme vazifesini deruhte etti. Hiç yüksünmeden yaptığı bu hizmette; "Bu dergâha odunun dahî eğrisi giremez!" inceliği içerisinde, kalem gibi odunlar getirirdi.

Yûnus Emre, bir anlık gafletle bir gün dergâhı terk etti. Sonra bin pişman olarak tekrar o kapıya geldi ve başını Taptuk Hazretleri'nin eşiğine koydu. Eşik imtihanından geçince, üstâdının; "Bizim Yûnus" diyerek hüsn-i kabul göstermesiyle, yeniden manevi yolculuğuna dönebildi.

Sonunda benlikten tamamen kurtulan gönlü, mânâ ummânı oldu

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

525. Sayı Eylül 2026