Kur'an'a göre insanın değeri mal, makam ve şöhretle değil; imanının derinliği, niyetinin samimiyeti ve Rabbine bağlılığıyla ölçülür. Müminin en büyük sermayesi temiz bir kalptir. İslâm ahlakı, insanın önce iç dünyasını güzelleştirmeyi amaçlar. Kibir ve riya ise kalbin istikametini bozan, kulluğun özünü zedeleyen ve insanın manevî hayatını içten içe kemiren ölümcül virüslerdir.
Kalbi Allah'a yönelen insan, kendisini yüceltmenin değil, nefsini terbiye etmenin derdindedir. Çünkü hakiki büyüklük, insanlara karşı üstünlük kurmakta değil; Rabbine karşı kulluğunu hakkıyla yerine getirebilmekte saklıdır.
İnsan, bu dünyaya yalnızca yaşamak için gönderilmedi. Nefes alıp vermek, yürümek, çalışmak, sevinmek, üzülmek, yaşlanmak ve nihayet toprağa dönmek. Bunlar hayatın görünen yüzüdür. Oysa insanın asıl hikâyesi, dış dünyanın gürültüsünde değil; kendi iç âleminin derinliklerinde yazılır.
İnsanın asıl yolculuğu, yürüdüğü yollarla değil; kalbinin yöneldiği istikametle anlam kazanır. Gerçek değer, makamda, şöhrette ve dünyada bırakılan izlerde değil; Allah'a yönelmiş samimi bir gönüldedir. Kalp Rabbine yaklaştıkça hayatın yükü hafifler, gönül huzura kavuşur. Asıl huzur, Rabbine teslim olmuş kalptedir. Rabbimiz:
"O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah'a selîm bir kalple gelenler müstesna." (Şuarâ, 26/88-89) buyurur.
Kur'an'a göre insanın değeri mal, makam ve şöhretle değil; imanının derinliği, niyetinin samimiyeti ve Rabbine bağlılığıyla ölçülür. Müminin en büyük sermayesi temiz bir kalptir. İslâm ahlakı, insanın önce iç dünyasını güzelleştirmeyi amaçlar. Kibir ve riya ise kalbin istikametini bozan, kulluğun özünü zedeleyen ve insanın manevî hayatını içten içe kemiren ölümcül virüslerdir. Yunus'un:
"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir;
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?" sözleri, insanın hakikat yolculuğuna dair önemli bir hatırlatmadır. Çünkü gerçek ilim, yalnızca zihinde biriktirilen bilgi tortuları değil; insanı nefsiyle, acziyetiyle ve Rabbine olan muhtaçlığıyla yüzleştiren; bilgiyi hâle, hikmete ve basirete dönüştüren bir idrak hâlidir.
Görünür olmanın bir değer ölçüsüne dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Oysa asıl mesele görünmek değil; görünme arzusunun kalbin yönünü değiştirmemesidir. İnsanların takdiri geçici, Allah'ın rızası ebedîdir. Bu yüzden mümin için ölçü, insanların ne gördüğü değil; Allah'ın kalpte ne bulduğudur. Hakiki değer, insanların bakışında değil, Allah'ın nazarındadır
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















