Mevcut haliyle Mekke Anlaşması'nı NATO ile bire bir kıyaslamak teknik olarak da isabetli değil. NATO, kendi karargâhı, komuta yapısı ve daimî askeri personeliyle otuz küsur üyeli bir teşkilat mahiyeti taşırken, Mekke Anlaşması üç ülke arasında imzalanmış bir ittifak anlaşması niteliği taşıyor. Anlaşmanın temel maddesi, üye ülkelerden birine yönelik bir silahlı saldırının diğer iki ülkeye de yapılmış sayılacağı ilkesine dayanıyor.
Asıl önemli olan, İslam ülkelerinin kendi potansiyellerinin farkına varmasıdır. Tarih boyunca bölge ülkelerinin güvenlik ihtiyaçlarını dışarıdan gidermeye çalışmaları, siyasi bağımsızlık alanlarını daraltan bir sonuç doğurmuştur. İslam ülkelerinin özellikle askeri alanda kendi aralarında güç birliği oluşturması, uzun vadede dışa bağımlılığı azaltacak ve bölge içinde daha özgüvenli bir siyasi zeminin oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Ribat dergisinin Ağustos sayısı için yazdığımız yazıda, Ankara'da düzenlenen 36. NATO Zirvesi münasebetiyle bu teşkilatın geçmişi ve bugünü üzerinde genel bir değerlendirme yapmış ve son alt başlığında da İslam dünyasının şimdilik bir alternatifinin olup olmadığı ve gelecekte bir alternatif oluşturup oluşturması ihtimalinin bulunup bulunmadığı konusunu gündeme getirmiştik.
Söz konusu zirvenin hemen ardından Mekke'de, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında bir üçlü Ortak Savunma Anlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte zihinlerde bu konudaki soru artık bir beklentiye dönüştü. Ancak böyle bir anlaşmanın imzalanması her ne kadar İslam âleminin kendi içinde alternatif savunma ittifakı ve güç birliği oluşturma konusunda ümide vesile olmuş olsa da şimdilik bu anlaşmayı NATO benzeri veya onun alternatifi bir teşkilat kurma girişimi olarak tanımlama imkânımız yok. Bununla birlikte gelecekle ilgili idealleri düşünceden eyleme yani kuvveden fiile çıkarma konusunda çok önemli ve takdire değer bir atak olarak görülebilir.
Biz de bu ayki yazımızda geçen ayki yazımızda dile getirdiğimiz hususla doğrudan ilişkili olmasından da hareketle anlaşma etrafında yapılan yorumlar, "şimdilik erken" diyebileceğimiz tanımlamalar, tamamen yersiz nitelikte ve anlaşmanın amacıyla da hiç uyuşmayan gereksiz spekülasyonlar ve dünyada dengelerin yeniden şekil aldığı mevcut şartlarda böyle bir ittifakın asıl fonksiyonunu icra etmesi açısından öncelenmesi gereken hususlar ve genelde İslam dünyasının beklentileri hakkında bir değerlendirme yapmak istiyoruz.
"Yeni Bir NATO" Yorumları ve Resmî Çekince
Anlaşmanın imzalanmasının ardından uluslararası basında ve sosyal medyada hızla yayılan yorumlardan biri, Mekke Anlaşması'nın İslam dünyası için bir tür NATO alternatifi olabileceği yönündeydi. Özellikle İslam coğrafyasının birer parçası niteliğindeki üç ülkenin bir araya gelerek ortak savunma anlaşması imzalaması, bu coğrafyanın küresel emperyalizmin sinsi politikalarıyla bölünmesi ve küçük parçalara ayrılması sonrasında ilk kez gerçekleşiyordu.
Bundan önce askeri alanda bazı ikili anlaşmalar imzalandıysa da üç ülkenin herhangi bir tehdit ve saldırı karşısında askeri güçlerini birleştirmeleri konusunda birbirlerine söz verdiği anlaşma ilk kez imzalanıyordu. Bu ülkelerin askeri, coğrafi ve stratejik konumları da anlaşmanın ehemmiyetini artırıyordu. Ancak şimdilik NATO benzeri veya alternatifi bir uluslararası savunma ittifakı oluşturulması söz konusu değildi. Bu husus resmî açıklamalarda da zaten özellikle vurgulandı.
Teşkilat Değil, İttifak Anlaşması
Nitekim mevcut haliyle Mekke Anlaşması'nı NATO ile bire bir kıyaslamak teknik olarak da isabetli değil. NATO, kendi karargâhı, komuta yapısı ve daimî askeri personeliyle otuz küsur üyeli bir teşkilat mahiyeti taşırken, Mekke Anlaşması üç ülke arasında imzalanmış bir ittifak anlaşması niteliği taşıyor. Anlaşmanın temel maddesi, üye ülkelerden birine yönelik bir silahlı saldırının diğer iki ülkeye de yapılmış sayılacağı ilkesine dayanıyor. Bu, klasik kolektif savunma mantığıdır ve NATO'nun 5. maddesiyle benzeşse de henüz kalıcı bir komuta merkezi, ortak karargâh ya da entegre askeri yapı öngörmüyor. Dolayısıyla bugün için bir teşkilattan değil, üç egemen devlet arasında imzalanmış bir savunma paktından söz etmek daha isabetli olur.
Genişleme İhtimali ve Geleceğe Açık Çerçeve
Bununla birlikte anlaşmanın çizdiği çerçevenin statik kalacağını düşünmek de böyle bir anlaşmanın uzun vadede neleri hedefleyebileceği konusundaki öngörülerin eksik kalmasına sebep olabilir. İslam coğrafyasındaki diğer ülkelerin, özellikle Körfez ülkelerinin ve Güney Asya'daki bazı devletlerin istikbalde bu ittifaka iştirak etmesi uzak bir ihtimal değil
Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız



















