Sayı : 494   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

İrfan Mektebi

Osman Nuri Topbaş

Âlemdeki Vahdet Temayülü

  • 01 Şubat 2024
  • 125 Görüntülenme
  • 494. Sayı / 2024 Şubat



Kâinatta bütün mahlûkatın kalbi, müspet veya menfi istidatlarına göre değişiktir. Ancak egoizm, yani varlığın kendine meclübiyeti asıldır. Bundan dolayı her varlık, kendine ait müşterekleri nerede müşahede ederse, oraya celp olunur. Bu, kendini gayrda tespit ve temaşa etmenin bir neticesidir. Yani, aynı cinsten olanlar, birbirlerini cezp ederler. Her nerede bir sevgi varsa, bu, sevenin sevilende kendi özelliğini görmesinden kaynaklanmaktadır.

 

 

Esasen beşer hayatını yükseltip veya alçaltmada en büyük müessir, muhabbet ve nefreti yönlendirmeye bağlıdır. Eğer muhabbet layığına, husumet ve nefret de müstahakkına tevcih olunursa, o tevcihteki şiddet nispetinde fail yükselir. Aksine hareket, yani muhabbeti layık olmayana, husumeti de gayr-i müstahakkına tevcih, tevcihteki şiddet nispetinde hayatı süflîleştirir.

 

 

Hz. Mevlana “nefsaniyet” ve “Ruhaniyet” diye adlandırılan, birbirine zıt iki keyfiyetin, birbirleri ile mücadelelerini ve her birinin tabi olduğu cazibeyi çeşitli misallerle anlatarak Ruhaniyetini inkişaf ettirmek isteyenlerin, ancak gerçek aşk sayesinde gayesine ulaşabileceklerini aşağıdaki hikâyede şöyle izah eder:

“Mecnun’a, Leyla’nın yolculuğa çıktığı haberi gelir. Bunun üzerine devesine biner, Leyla‘nın gideceği köye doğru süratle yol almaya çalışır. Yeni doğmuş bir yavruya sahip olan devesinin ise gözü, arkada kalan yavrusundadır. Mecnun, devenin üzerinde uyumaya başladığı zaman deve, hemen yavrusunun istikametine döner. Mecnun, farkına varınca, telaş içinde deveyi, yine Leyla‘nın köyüne çevirir. Bu hal, defalarca tekerrür eder. Günün sonunda Mecnun, nereye geldiğini merak ile etrafına bakar, ileri-geri bu hareketlerle, daha sabahleyin yola çıktıkları mahalde olduklarını, bir fersah bile yol almadıklarını görür. O zaman Mecnun, deveye seslenir: A deve! Sen yavruna âşıksın, bense Leyla’ma! Dolayısıyla ikimizin de yolları farklı. Sen benim yolumu kesiyorsun, ben senin yolunu! Biz bu halde yoldaşlık edemeyiz. Sen fanî bir tene aşıksın, bense ebedî bir cana… Ayrılmamız gerek!”

Bu hikayede Mecnun’dan murad, “sultanî ruh”tur ki, o da, Hüsn-i Mutlak’ın (Allah’ın) meclûbudur. Deveden maksat ise, “nefs” dir. Yavrusu da “hevavü heves” denilen dünya lezzetleridir.

Bu hikâyede, birbirinin zıddı olan iki Mecnun, yani ruhaniyet ve nefsaniyet bir araya gelmiştir, ikisinin mücadelesi, temsili olarak ifade edilir.

Hikâyede açıklanan gerçek şu ki; Varlığın aslı ve hakikati, vücûd-ı mutlaktır. İlahî irade ve latîf sıfatının tecellisi ile vücuda gelen kesret âleminin temel kaidelerinden biri, aynileşme ve insanoğlunun aslına dönme iştiyak ve temayülüdür.

Varlık, muhabbet sebebi ile kesrete dönüşür. Kesrette vahdet demek olan mahlukattaki ilahî tecellilerin teke ircası manasındaki aynîleşme, ancak sevgi ve aşkla gerçekleşir.

Bu sebepledir ki, varlıkların en şereflisi olan insanı, fanilere bağımlılıktan kurtararak Rabb’ına yücelten ve ahsen-i takvîm mertebesine ulaştıran yegâne müessir budur. Ancak bu yolda, Ruhaniyetin harcı olan aşk ve sevgi yerine nefsanî heva ve heveslerin peşinde koşmak, bu ilahî gayeye ters düşen bir bedbahtlıktır.

Salike lazım olan, ne halde bulunursa bulunsun, nefsin hilelerine kanmayıp, gelen iptila ve imtihanları aşarak Hakk vuslatına doğru istikametlenmektir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

494. Sayı Şubat 2024