Sayı : 497   **
Ribat Dergisi Aralık 2016

Sana İtikattan Soruyorlar ?

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

İslam İnancı Açısından Cinlerin Varlığı

  • 01 Şubat 2024
  • 238 Görüntülenme
  • 494. Sayı / 2024 Şubat



Cinlerle ilgili Kur’an’da geçen ayetler incelendiğinde şeytan ve cinlerin kötülerinin insanlara zarar vermek istemeleri öncelikle inanç ve amel bakımındandır. Şeytan ve şeytan işi ameller işleyen cinlerin düşmanlığı ancak insanları aldatmak ve kötülüğe teşvik etmek suretiyle olmakta, maddi ve fizikî bir zarar vermeden söz edilmemektedir. Yani cin çarpması diye bir şey yoktur.

 

 

Kur'an ve sünnette cinlerden bahsedilmektedir. Onlar da insanlar gibi akıllı ve iradeli varlıklar olup iman ve ibadetle yükümlüdürler. İnanç bakımından inananları da inkâr edenleri de vardır. Latif varlıklar sınıfında yer alan cinler, evlilik yoluyla çoğalırlar. Ömürleri insanlardan uzundur. Ahirette, dünyadaki amellerine göre muamele göreceklerdir.

 

 

 

“Halk arasında üç harfli diye ifade edilen cinler hakkında bilgi verir misiniz? Cinler nasıl varlıklardır; neden yaratılmışlardır, onlara peygamber gönderilmiş midir, insanlara zarar verirler mi, cin çarpması diye bir şey var mıdır? Bilgilendirirseniz memnun olurum.”

 

Arapçada cin kelimesi, "örtmek, gizlemek" anlamına gelen cenne fiilinden isim olup “beş duyu organı ile görünmeyen varlıklar” manasına gelir. İnsanlar gibi cinler de kendi aralarında evlenip çoğalırlar, çeşitli şekillere girerler, insanlara nispetle daha üstün bir güce ve ağır işler yapabilme yeteneğine sahiptirler. Kısa sürede uzun mesafeleri kat edebilirler. (Bkz.Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât, İstanbul, 1986, s. 138-39) Onlar insanları görebilir ancak insanlar onları göremezler. (Bkz.Araf 7/27) İnsanın duyu organlarıyla idrak edilemeyen bu varlıklar gayb âlemine ait olup mahiyetleri konusunda fazla bir şey söylemek mümkün değildir. Cinlerin varlığı ve mahiyetlerine dair bilgiler ancak ilahî vahiy yoluyla peygamberlere Allah’ın bildirdiği kadarıyla bilinir.

Kur’an-ı Kerim’de cinlerin alevli/dumansız, yalın ateşten yaratıldıkları zikredilir. Nitekim bir ayette; “Cin türüne gelince daha önce onu da kavurucu ateşten yaratmıştık.” (Hicr, 15/27) buyrulurken, bir diğer ayette de: “Cinleri de yalın ateşten/dumansız saf alevden yarattı.” (Rahmân, 55/15) şeklinde geçmektedir. Ayrıca Kur’an’da “Cin suresi” adıyla müstakil bir sure mevcut olup, daha birçok ayette ve sahih hadislerde cinlerden bahsedilmektedir. Bu bakımdan cinlerin varlığı gerçek olup her müminin buna inanması gerekir. Bununla birlikte cinler görünmeyen gayb âlemine ait bir boyutta oldukları için onların yaşayış tarzı, insanlarla ilişkileri gibi konularda kesin yargılarda bulunmak mümkün değildir. Gayb âlemiyle ilgili varlıklar olmalarına rağmen cinler de “mutlak gaybı” bilmezler. Zira gaybın bilgisi sadece Allah’a aittir. Bu konuda Yüce Allah (cc) şöyle buyurur: “Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı.” (Sebe, 34/14) Bu itibarla insana göre yaşam süreleri uzun olan cinler, “mutlak gaybı” bilmedikleri gibi gaybla ilgili verdikleri bilgilere de güvenilmez.

Kur’an-ı Kerim’de, cinlerin hakikatinin insanlardan ve meleklerden başka bir yaratık olduğu, cinlerle insan arasında akıl ve irade niteliğiyle vasıflandırılması bakımından ortak bir kaderin bulunduğu belirtilmektedir: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56) Bu ayette bildirildiğine göre insanlar gibi cinler de iyilik ve kötülük yolunu seçebilme yeteneği ve ibadet yükümlülüğü açısından eşittirler. Onlar da Allah’ı bilip ona ibadet etmekle sorumlu varlıklardır. Yapıp ettiklerine göre ya cennete ya da cehenneme gideceklerdir.

İslam inancına göre cinlerden bir peygamber gönderilmemiştir. Akıl sahibi olmaları açısından Peygamberlerin tebliğlerine muhatap olmuş, mükellefiyet sahibi varlıklardır. Kur'an-ı Kerim’de onların Hz. Musa'ya ve getirdiği buyruklara iman ettikleri haber verilmiştir. (Bkz.Ahkaf, 46/30) Son olarak da Hz. Peygamberin tebliğine muhatap olmuşlar ve bir kısmı iman etmiştir. Kur'an-ı Kerim’de yer alan Cin suresi ve bazı hadislerde bu durum açıklanmaktadır. İnsanlara gönderilen insan peygamberler aynı zamanda cinlere de gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerimde Hz. Muhammed (sav)’ın âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olmasından (Bkz.Enbiyâ, 21/107) ve Hz. Süleyman’ın emrinde ve hizmetinde olan cinlerden söz eden ayetlerden (Bkz.Neml, 17/16-17) hareketle insanlar arasından seçilen peygamberlerin cinlere de gönderilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber (sav) Sakiflileri İslam’a davet etmek için gittiği Taif’ten dönüşte batn-ı nahle denilen yerde ashabına sabah namazı kıldırırken cinlerden bir grup onu dinlemiş ve onun getirdiği Kur’an ayetlerine iman etmişlerdir. (Bkz.Müslim, “Salat”, 33) Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) insan ve cinlerin peygamberi bağlamında imâmu’s-sekaleyn vasfıyla anılır. O, evrensel ölçekte hem insanlara ve hem de cinlere gönderilmiş bir peygamberdir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmiştir: “De ki: Hangi şahidin şahitliği daha güvenilirdir? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’an bana, hem sizi hem de ulaştığı herkesi onunla uyarmam için vahyedildi. Yoksa siz Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki: Ben buna şahitlik etmem. De ki: O, ancak bir tek Allah’tır; ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım.” (En’am, 6/19) “Bu Kur’an bana, hem sizi hem de ulaştığı herkesi onunla uyarmam için vahyedildi” (En’am, 6/19) mealindeki ifade, Hz. Peygamber’in ve Kur’an-ı Kerîm’in bütün insanlığa ve cinlere gönderildiğini, dolayısıyla İslâm’ın evrensel bir din olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu ayet, insanları ve cinleri hem Allah’ın birliğine hem de Hz. Muhammed’in peygamberliğine şehadet etmeye çağırdığından, kelime-i şehadeti anlam olarak ihtiva etmektedir.

Yazının Devamı İçin Abone Olmalısınız

494. Sayı Şubat 2024